|
Fotografçılıkta kendi
arşivine sahip ilk fotografçılardan biri sayılan Jean Eugène Auguste
Atget, orta dönem fotografçılığının en önemli örneklerinden biri
olarak bilinir.
Bordeaux yakınlarında,
Libourne adlı bir kasabada doğan Atget, genç yaşta ailesini
kaybetmesinin ardından amcası tarafından yetiştirildi. 22 yaşına kadar
gemilerde tayfa olarak çalışan Atget, 1879 yılında Paris’teki Ulusal
Konservatuar’a girdi ve 2 yıllık eğitiminin ardından aktör olarak
mezun oldu. Ufak senaryolarda rol almaya başlayan Atget’ın
başarısızlığı hem kendisi hem de çevresindekiler tarafından çok
geçmeden hissedildi. Bu dönemde hayatının geri kalanını birllikte
geçireceği ve aynı zamanda asistanı olacak aktrist Valentine Delafosse
ile tanıştı. Birlikte geçirdikleri birkaç fakir yılın ardından
Atget’ın aktörlükte bir geleceği olamayacağı açık bir şekilde
anlaşıldı.
1897 yılında resim
yaparak hayatını kazanmaya karar veren Atget aynı zamanda resmedeceği
objelerin fotograflarını çekmeye başladı. Çizimlerini gösterip
fikirlerini aldığı ressamların çizimlerinden çok çektiği fotograflarla
ilgilendiklerini fark edince bu alana kaydı. Paris’te fotograflarını
çektiği binalar, sokaklar, meydanlar, vitrinler, çöp toplayan
insanlar, bisikletliler, işçiler bir anda sanat çevresinin ilgisini
çekti. Ressamlar, bu fotograflara kendi resimlerine altlık oluşturması
için sahip olmak istediler.
Paris’in sürekli
değişen görüntüsünü fotograflayan Atget, bir şekilde şehrin tarihi
meydanlarını konu alan sistematik bir arşive sahip oldu. Sonraki 30
yılda bu engin konunun 18x24 cm körüklü kamera, rectilinear
objektifler, ahşap bir tripod ve birkaç plate holder kullanarak 10.000
fotogafını çekecekti.
Atget, “Sanatçılar
için doküman” adında bir dükkan açtı ve sahne tasarımcılarından
ressamlara, dekoratörlerden kütüphanelere kadar birçok kişi ve kuruma
özenle düzenlenmiş arşivinden parçalar sattı. Yine de o dönemde
müşterilerinden pek azı sanatını takdir etmiştir.
Atget’in eserlerindeki
konuların vasat, hatta başarısız olarak değerlendirilmesi, birçok
kişinin onu tecrübesiz ve basit diye nitelendirmesine sebep olmuştur.
Aslında eserlerinde saf bir görüş ve gerçek bir sadelik hakimdir. 1920
yılında Atget, Paris’in tarihi ile ilgili 2.500 negatif satmıştır. Bu
negatiflerin büyük çoğunluğu Paris’in son 20 yılı ile ilgiliydi ve
Atget bu fotografları 16. ile 19. yüzyıllar arası eski Paris’in tarihi
caddelerindeki mimarinin sanatsal belgeleri olarak ifade etmiştir.
Tarihi evler, nitelikli cepheler ve kapılar, parmaklıklar, kapı
tokmakları, tarihi çeşmeler, merdivenler ve Paris’teki kiliselerin iç
mekanları... Kendisini yakın hissettiği bu konuları ele alan Atget,
vaktinin büyük çoğunluğunu fotografa ayırdı ve en güzel eserlerini
yaşamının son yıllarında üretti.
1926 yılında komşusu
Man Ray, Atget’ın eserlerini “La Revolution Surréaliste” dergisinde
yayınlattı. Yayınlanması da yaptığı işlerin büyük bir çevre tarafından
takdir edilmesini sağladı. Ray’in öğrencisi olan Berenice Abbott,
Atget’in fotograflarından çok etkilendi ve 1927 yılındaki ölümünün
ardından baskılarını ve negatiflerini koruma görevini üstlendi. Abbott,
Atget hakkındaki duygularını şu şekilde ifade etmiştir: “O her zaman
bir şehir tarihçisi, paha biçilemez bir romantik, bir Paris aşığı ve
fotografın Balzac’ı olarak hatırlanacaktır.”
Atget’nin eserleri
1929 yılında Stuttgart’ta düzenlenen modernist “Film und Foto”
sergisinde halka sunulmuş, eserlerinden oluşan ilk kitabı 1931 yılında
basılmıştır. Abbott’un Atget’ın eserlerinden oluşan koleksiyonu da şu
an New York’taki Modern Sanatlar Müzesi’nde sergilenmektedir.
|