Fazıl YILDIRIM ile FAS ve SAHRA ÇÖLÜ  / 13 - 22 MAYIS 2010

Ayın bile uğramadığı zifiri bir gecede kum tepesine düz yolda yürürcesine koşar ayak tırmanıyordu Çöl Berberi’leri. Karanlıkta gittikçe kaybolan izlerini, attığım her iki adımdan biri geri kayarak takip etmeye çalışıyordum. Ciğerlerimin şehirde alışık olmadığı bu tempoya ancak ağzımın da yardımıyla yetiştirebildiğim, kum tozuna boğulmuş havanın bedelini bir kaç gün sürecek öksürük krizleriyle ödeyecektim. Soluğumun kesildiği yere çöktüğümde; ne az önce uzanıp, orada olduklarını unuttuğum yıldızlara dalıp gittiğim çadır kampı vardı ortada, ne de peşlerine takıldığım Berberiler... Elimde tuttuğum fener ışığının sadece bir cisme çarpınca can bulup yol gösterebildiğini, çevremdeki kum deniziyle baş başa kaldığım bu yerde fark edebilmiştim ancak. Şehirli gezginin mektepten edinme bilgilerinin, uçsuz bucaksız sahra çölünde yönünü, anlamını yitirdiği dakikalardı...

Kampın ev sahibi Berberiler fenerle yerlerini işaret ettiklerinde Merzuga Kum Çölü’nde sakin sıcak bir Ekim gecesiydi. Soluğumdaki neme bile susamış bu eşsiz coğrafyada, tabiatın küçük bir yoklama çektiği ilk kentli değildim son da olmayacaktım... Fazıl YILDIRIM / Ekim 2009

 
Bir kez daha uzak coğrafyaları yaşamaya gidiyoruz. Yolumuz Fas ve Sahra Çölü'ne...
Kızıl Kent Marakeş’de başlayacak olan yolculuğumuz, Atlas Dağları ardında uçsuz bucaksız Sahra Çölü’nde devam edecek.  Dört gün sürecek çöl maceramızda, Berberi halkını, yaşadıkları Kasbahları, şehirleri yakından tanıyıp, kimi zaman develerle kimi zaman yürüyerek kat edeceğimiz trekking rotalarıyla eşsiz coğrafyanın tadına varacağız. Çölün yorgunluğunu ortaçağ dönemlerini çağrıştıran Fez şehrinde atıp, gezimize Roma antik kenti Volibilis, Mekneş, Rabat şehirlerinde devam edecek, Casablanca şehriyle sonlandıracağız.


 



Fazıl YILDIRIM ile FAS ve SAHRA ÇÖLÜ SEYAHATİ 13 - 22 Mayıs 2010 tarihleri arasında gerçekleştirilecektir. Seyahat programının sorunsuz gerçekleştirilebilmesi için kayıtlar 22 Nisan 2010 tarihinde tamamlanacaktır.

13 - 22 MAYIS 2010




NAKİT ÖDEMELERDE  İNDİRİMLİ  !
......  1100 Euro + 275 Euro Uçak bileti
ÜYELİK KARTI OLANLAR İÇİN ............. 1000 Euro + 275 Euro Uçak bileti
Tek kişilik konaklama farkı 150 Euro'dur.

ÖDEME KOŞULLARI :
Seyahate kayıt yaptırdıktan 1 hafta sonra
250 Euro ön ödeme yapılır.
15 - 19 Mart 2010 tarihleri arasında 250 Euro + 250 Euro uçak bileti için toplam 500 Euro ödeme yapılır.
19 - 22 Nisan 2010 tarihleri arasında kalan seyahat bedeli + 25 Euro Uçak bileti + 75 Euro hava alanı vergisi ve servis ücreti ödenir.
Ödemelerde kredi kartı geçerli değildir.

ÜCRETE DAHİL OLANLAR 
Fotograf danışmanlığı ve rehberlik 
İstanbul - Kazablanka - İstanbul uçak bileti . 
Fas'daki tüm ara ulaşımlar, transferler, özel minibüs ile,
Tüm Konaklamalar/ Oteller, kahvaltı ve akşam yemekleri,
Fas'da rehberli geziler,
Merzuga Kum Çölü’nde kiralanacak deve ve rehber ücretleri,
Çöle hoş geldin gecesi; Berber müziği ve dans gösterisi



Gezilerimiz Arnika Kültür Sanat Turizm - TURSAB A - 3438 tarafından gerçekleştirilmektedir.

ÜCRETE DAHİL OLMAYANLAR 
Öğle yemekleri ve seyahat süresince tüketilecek içecekler
Otel ekstraları, kişisel masraflar
Müze ve ören yeri giriş ücretleri  (Giriş Ücretleri 1-2 Euro civarındadır, Hasan II Camisi 12 Euro’dur)
Bahşişler  
Kişisel tercihe dayalı turlar + masrafları  
Kişisel sağlık ve seyahat sigortası, gerekli olduğunda sigorta kapsamı dışında kalan kurtarma ve tahliye
Yurtdışı çıkış harcı
Hava Alanı vergileri ve servis ücreti

Dileyenler için Chez Ali Gösterisi (yaklaşık 50 Euro)

 





GÜNLÜK PROGRAM :  
13 Mayıs 2010 Perşembe /  İstanbul’dan Marakeş’e

Royal Air Maroc hava yollarıyla, 16:35’de İstanbul’dan havalanıp yerel saatle 18:35’de Kazablanka’ya iniyoruz. Özel aracımızla Marekeş’e hareket edip otelimize yerleşip dinleniyoruz.

14 Mayıs 2010 Cuma / Marakeş
Kahvaltı sonrasında yolumuz; Faslıların Medina diye adlandırdığı, surlar içinde otantik görüntüsünü korumayı başarmış olan Eski Kent’e...
Kutabiye Camii, kentin ünlü meydanı Jamaa El Fna, Marekeş’in efsane çarşıları (Sulklar),  Sultan Mevlay El-Hasan’ın baş vezirinin dillere destan Bahia Sarayı, Fas’ın en büyük medresesi
Bin Yusuf, Marakeş Müzesi gün içerisinde gezip göreceğimiz, büyüsüne kapılacağımız başlıca yerler arasında.
Gün batımını Jamaa El Fna meydanında, terasta taze yeşil yapraklarla demlenmiş nane çaylarımızı yudumlayarak karşılıyoruz.  Hem günün yorgunluğunu atıp hem de gün batımında kurulan yemek çadırlarıyla, hokkabaz ve cambazların gösterileri ile şenlenen, adeta açık hava tiyatrosuna dönen meydanı fotograflıyoruz. Elbette ki meydana, tiyatro sahnesine inip, payımıza düşen rollerimizi hakkıyla oynamayı ihmal etmiyoruz.
Dileyenler geceye Chez Ali’de çadırlarında Fas gösterilerini izleyerek de devam edebilirler.

Atlas Dağlarının eteğinde kurulu olan bu şehir dördüncü hanedanlık döneminde Yusuf Bin Taşfin tarafından kurulmuş ve başkent ilan edilmiştir. Kırmızı şehir diye adlandırılan Marakeş konumu itibariyle önemli ticaret merkezlerindendir.
Kutabiye minaresi kentin en önemli anıtlarındandır. 12. yüzyılda muvahhidler tarafından yapılan, üç kız kardeşler diye bilinen minarelerden biridir. Diğer ikisi; Rabat’ta tamamlanmamış olan Hasan kulesi ve İspanya Sevilla kendinde yer alan Giralda’dır. Eşsiz mimarisiyle, ülkede sonradan yapılan minarelere model olmuştur.

Bin Yusuf medresesi Fez kentindeki medreseleri gölgede bırakmak için 14. yüzyılda kurulmuş ve 16. yüzyılda Sadiler Endülüs tarzında yeniden restore etmişlerdir. Fas’ın en büyük medresesi olan bu yapı 130 odasıyla yüzlerce öğrenciye ev sahipliği yapmıştır.

Jamaa El Fna (Faniler Meydanı) bir hikayeye göre, Murabıtlar döneminde idam edilen insanların başlarının sergilendiği yerdi ve bu yüzden Faniler Meydanı diye adlandırmıştır. Ancak geçmişindeki o karanlık günlerinden uzak, dünyanın en hareketli meydanlarından biri halini almıştır günümüzde. Sabahın erken saatlerinden gecenin geç saatlerine kadar canlılığını hiç kaybetmeyen, yılan oynatıcıları, maymunları, elinizi bir kaç dakikada dantel gibi işleyen kınacı kızları, hokkabazları ve cambazlarıyla cıvıl cıvıl bir kent meydanı burası.

15 Mayıs 2010 Cumartesi / Marakeş’den Ouarzazat’a
Kahvaltı sonrasında, Marakeş’deki son  bir kaç saatimizi kendi hikayelerimizi kovalayacağımız serbest zamanla değerlendireceğiz.

Bugün Atlas Dağları'nı 2260 metre yüksekliğindeki Tizi Geçidi'nden aşıp Güney Afrika’ya, Sahra Çölü'ne uzanıyoruz...
Lawrence of Arabia, Gladiatör, The Mummy ve daha birçok filme set olmuş Kasbah Ait Benhaddou, Afrikanın Hollywood’u olan sinema stüdyoları, yol üzerinde karşılaşacağımız Berberi köyleri, fotoğraf makinelerimizi yanımızdan ayırmayacağımız ana güzergahlarımız olacak. Geceyi Ouarzazate’de otelimizde karşılayacağız.


Atlas Dağları Yunan Mitolojilerine de konu olmuştur; “Titan kralının oğlu Atlas, Atlantik Okyanusu kıyılarındaki bu topraklarda koyun ve sığır sürülerine çobanlık yapmaktadır. Zeus’a karşı yapılan büyük Titan savaşında kardeşiyle birlikte yer alır. Zeus kardeşini yıldırımla öldürür ve Atlas’ı sonsuza dek gök kubbeyi omuzlarında taşıması için cezalandırır..."





16 Mayıs 2010 Pazar / Ouarzazate’den Dades Vadisine
Çöle açılan kapı anlamına gelen Ourazazate şehrinde, Taourirt ve Tifoultoute Kasbah’larını ziyaret edip gecemizi büyüleyecek olan Dades Vadisi’ne doğru yola çıkacağız. Yolculuk sırasında Berberi köylerinde gerçekleştireceğimiz yürüyüşlerle, Berberi halkının günlük yaşamına yakından tanıklık etme fırsatı yakalayacağız.


Berberiler, bugünkü Mısır. Libya, Tunus, Cezayir ve
Fas’da yaşayan Afrika’nın bilinen en eski yerli halklarındandır.  İsa’dan önce binli yıllarda Atlas Okyanusu kıyılarında ticaret yapan Yunanlı Tüccarlar, bu toprakların iç kısımlarında yaşayan yerli halka “bizden olmayanlar” barbaroi adını verdikleri ve bu ismin günümüze Berberi olarak geldiği kabuledilmektedir. Halkın kökeni tam olarak bilinmemektedir, ancak bulunan bazı mağara resimleri halkın paleolitik toplulukların soyundan gelmiş olabileceği ihtimalini güçlendirmektedir. Bu coğrafyada göçebe ya da yarı-göçebe halinde kabileler halinde yaşayan Berberiler arasında bir dil birliği olmasına rağmen, geniş çöl bölgelerinin kültürel temasları sınırlaması nedeniyle Berberi kabileleri arasında onlarca  farklı lehçe konuşulmaktadır.

17 Mayıs 2010 Pazartesi / Dades Vadisinden Merzouga Kum Çölüne
Palmiyelerle kaplı  Boumalne ve Tinerhir kentlerine uğrayıp, Todra Gorge Kanyonu'nda tırmanan dağcıların heyecanına ortak olacağız. Tinejdad’da verilecek öğle yemeği molası ardından, Erfoud kentinde fosil atölyelerini fotograflayacağız.
Merzouga Kum Çölü'nde gün batımında develerle gerçekleştireceğimiz yolculuk ve sonrasında Berberi müziği ve eğlencesi günün yorgunluğunu üzerimizden atacağımız yerler olacak.


Sahranın turistler için en keyifli yerli halk için en acımasız yüzü belkide kum çölleridir. Berberi halkının kültürlerini şekillendiren yerel giysi tarzlarının sebebi, giysi renklerinin mavi olmasının nedeni olan kum çöllerinde coğrafyanın nasıl kültürleri şekillendirdiğinin canlı şahitleri olacağız.


18 Mayıs 2010 Salı / Merzouga Kum Çölünden Fez’e
Kahvaltı sonrasında otelimizden ayrılıp Fez şehrine doğru yollara düşeceğiz. Errachidia,  Ziz Vadisi, Azrou ve eşsiz doğal güzelliğiyle Orta Atlaslar yine fotograf makinelerimizin elimizden düşmeyeceği ana uğrak noktalarımız olacak. Gün geceye kavuşurken biz de Fez’deki otelimize kavuşacağız.


Orta Atlaslar; muhteşem doğası, görsel güzelliği, temiz ve serin havasıyla, yerli ve yabancı halkın yaz aylarında tercih ettiği ülkenin sayfiye yerleriyle ünlü dağlık kesmidir.


19 Mayıs 2010 Çarşamba / Fez
Gezimiz boyunca ziyaret edeceğimiz en otantik kent belki de burası olacak. Sur kapılarından girdiğimiz an, zaman tünelinden geçmişçesine ortaçağ dönemlerini anımsatan Medina ile baş başa kalacağız. Kendimizi kaybolmaktan alıkoyamayacağımız örümcek ağını andıran daracık sokaklarında, koşturan katırlar eşekler arasında yolumuzu bulmaya çalışacağız. Labirent sokakları, bakırcılar, dericiler çarşısı, eski camileri, medreseleri, seramik atölyeleriyle, anılarımızda ve fotograf makinelerimizde ölümsüzleşen unutulmaz bir gün yaşayacağız.

Eski Fez “Fezü’l-Bali” 1981 yılında Unesco tarafından dünya kültür mirası ilan edilmiştir. Eski Kent İslam mimarisinin muhteşem örnekleriyle doludur, bunların çoğu Endülüs Emevi devletinin yıkılmasıyla İspanya’dan kaçan zanaatkarların eserleridir. Bu eserlere örnek olarak Karaviyin Camisini gösterebiliriz; 9. yüzyılın sonlarında  yapılan zengin süslemeleriyle ünlü bu camide aynı anda 20.000 kişi ibadet edebilmektedir. Bu yapı ayrıca Karaviyin Üniversitesi’nin de merkezidir.

Fez üç ayrı kentten oluşur; 8. yüzyılda II. İdris’in kurduğu Fezü’l Bali, 13. yüzyılda Eski Kent surlarının dışına Meriniler tarafından kurulan Fezü’l-Cedid ve 20. yüzyılda Fransızların Yeni Fez’in batısında inşa ettiği Ville Nouvelle...

20 Mayıs 2010 Perşembe / Fez’den Mekneş’e
Kahvaltı sonrasında eşsiz kente kendimizle baş başa kalacağımız, daracık sokaklarda kaybolup kendi maceralımızı kovalayacağımız serbest zaman, elbette ki isterseniz rehberiniz eşliğinde değerlendirebileceğiniz programınız da olacak. Fez’e veda ettikten sonra ilk durağımız, ayakta kalan bir kaç sütun ve bina duvarıyla, geçmişteki o ihtişamlı Roma kentinin ruhunu hala taşıyan antik kent Volibilis. Muhteşem panaromik görüntüsüyle kutsal Mevlay İdris Kasabası ve sonrasına Mekneş Eski Kent merkezi günümüzü renklendirecek diğer uğrak noktalarımız olacak.







Mekneş’in saraylarına açılan Bob Mansur Kapısı, Mevlay İsmail Türbesi, kraliyet saraylarından Darül Mahzen Mekneş’de göreceğimiz başlıca yerler arasında.

Zeytin ağaçlarıyla dolu, bereketli bir vadide kurulu Volibilis antik kenti; Romaya, zeytin yağı, şarap, buğday ve en önemlisi gladyatör döğüşlerinde kullanılacak vahşi aslan ve kaplanlar bu kentten gönderilirdi. Kent en unutulmaz dönemini  Milattan Önce 1. yüzyılda Kral II. Juba ve Mısır kraliyet soyundan gelen eşi Selana döneminde yaşar. Eğitimini Roma’da alan Kral Juba, ülkeyi huzur ve refah içinde yönetir ve astronomiden tıbba 17 ayrı bilim dalında filozoflara yol gösterecek kitaplar yazar.
Mekneş 17. yüzyılda Filali Sultanı Mevlay İsmail tarafından başkent ilan edilmiş ve ihtişamlı günleri başlamıştır. Sultan, Avrupa’dan getirdiği kölelerle dillere destan olacak bir kent yaratmaya çalışmıştır. Kraliyet sarayları, camiler, rengarenk bahçelerle kaplı bir kent projesini başlatmış ancak ölümü sonrasında kent harebeye dönmüştür. Yürütülen restorasyon çalışmalarıyla kent eski alımlı  günlerine geri dönmeye başlamıştır.

21 Mayıs 2010 Cuma  / Mekneş’den Kazablanka’ya
Kahvaltı sonrasında, geçmişin başkenti Mekneş’den ayrılıp günümüz başkenti Rabat’a hareket ediyoruz.
Kentteki başlıca uğrak noktalarımız, Marakeş’de Kutabiye Camii minaresinin ikizi Hasan Kulesi, yarım kalan bu caminin bulunduğu yer aynı zamanda anıt mezar bölgesi; 5. Muhammet ve II. Hasan anıt mezarları yerel halkın en önemsediği iki kabir. Sonraki durağımız kentin panoramik görüntüsünü sunan Kashab Oudaia Kalesi. Nehrin Atlas Okyanusuna açıldığı deltanın ucunda sarp kayalıklara Berberilerin kurduğu askeri bir kale burası. Nehrin iki yakasında kurulu şehrin ve Atlas Okyanusunun keyfini nane çaylarımız eşliğinde çıkarıyoruz.


Regrek ırmağının Atlas Okyanusuna döküldüğü bölgeye kurulu bu şehrin adı Arapça gem “atın ağzına takılan aparat” anlamına geliyor. Kenti Portekiz işgalinden kurtaran atlı Berberi birlikleri nedeniyle Rabat adını aldığı rivayet edilmekte... Kent’in ilk yerleşimcilerinin İsadan önce 11. yüzyılda nehrin kıyısına yerleşen Fenikeliler olduğu ve  İsadan sonra 1. yüzyılda Roma liman kenti olduğu bilinmekte. Berberiler nehrin diğer kıyısına Sale kentini kurmuş ve 10. yüzyılda  nehrin iki yakasına da hakim olmuştur.


Öğle yemeği ardından, Kazablanka’ya hareket ediyoruz. seyahatimizin son gününü dünyanın en büyük camilerinden olan Hassan II Camisini ziyaret ederek, eski kenti ve çarşılarını dolaşarak noktalıyoruz.


Bugünkü kentin yerinde 12. yüzyılda Anfa adlı bir Berberi köyü vardı.15. yüzyılda korsanların merkezi durumuna gelen köy Portekizliler tarafından ele geçirildi ve Casa Branca adlı yeni bir yerleşim yeri kuruldu. 18. yüzyılda İspanyol’ların eline geçen kent adını ve konumunu korumaya devam etti. Kent 1907 yılında Fransız’lar tarafından ele geçirilene kadar kendi halinde bir yer olarak varlığını sürdürdü.

Kazabalanka’nın en önemli yapıları arasında yer alan Camii 1994 yılında tamamlanmış ve Mekke’deki camilerden sonra dünyanın en büyük camisi olma ünvanını almıştır. Atlantik Okyanusu üzerine inşaa edilen bu camii, 210 metrelik kubbesi, iç mekandaki muhteşem Fas Mimarisiyle görülmeye değer...


22 Mayıs 2010 Cumartesi  / Kazablanka’dan İstanbul’a
Kahvaltı sonrasında otelimizden ayrılıp, 08:15 uçağıyla İstanbul’a dönüyoruz...


SEYAHAT  PROGRAMI : 
İstanbul - Kazablanka arası uçak ile kat edilir. Yolculuğun başlayacağı Marakeş’e özel bir araçla hareket edilir. Yolculuk esas olarak iki bölümdür. Fas’ın Marakeş, Fez, Kasablanka gibi önemli kentleri, tarihi yerleri, medinalar, anıtsal kent dokusu gezilir. İkinci bölüm ise Atlas Dağları ve ardındaki Sahra Çölü'nde sürüp giden yaşamları ve coğrafyayı kapsar. Gezi sırasında gerçekleştirilecek yürüyüşler, bedensel bir engeli ve özel bir rahatsızlığı olmayan herkesin yapabileceği güçlüktedir.  Ancak özellikle Merzouga kum çölünde havanın çok kuru olması, astım hastalarını ya da solunumla ilgili rahatsızlıkları olanları olumsuz etkileyebilir.

Bu yolculuklar;
Seyahat kültürü, doğa, tarih, kent ve fotograf gezileridir ve sınırlı sayıda katılımcı ile gerçekleştirilir. Seyahatin belirli bir programı vardır, ancak günlük yaşam katılımcıların desteği ile üretilir. Turistik gezilerden farklı olarak gidilen bölgelerdeki tarihe, coğrafyaya, kültüre ve günlük yaşama daha içerden tanık olma, dahil olma şansı bulunur. Her katılımcı bir yandan da kendi yolculuğunu yapacak fırsatlar bulur.

Katılımcı sayısının sınırlı tutulması sayesinde hareket kabiliyeti artar, yolculuk esnasında pek çok sürprizi (düğün, festival vb.) değerlendirme şansı olur. Ayrıca fotograf çalışmaları, video çekimi, çeşitli röportajlar ve tanıklıklar için fırsat bulunur. Her seyahatte geriye özlenecek bir şeyler bırakılır, her şey tüketilmez…


Yola bir kez çıkılmışsa eğer, maceralar, sözleşmelerin bittiği yerde başlar.

 

 

 

 

FAZIL YILDIRIM'ın FAS FOTOGRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ...

FAZIL YILDIRIM'ın NEPAL FOTOGRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ ...

FAZIL YILDIRIM'ın İSTANBUL FOTOGRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ ...

FAZIL  H. YILDIRIM
1992 yılında tanıştığı İstanbul’la birlikte fotografa ilgi duymaya başladı. İlk fotograf makinesini, bunun evde küçük bir kıyamete vesile olacağından habersiz, ortaokul bursuyla aldı. Öğrenci bütçesini zorlayan fotograf uğraşı, yıllar içinde ağır aksak ilerleyebildi. ODTÜ’de başlayıp Marmara Üniversitesi'nde nihayete kavuşan üniversite eğitimiyle makine mühendisliği unvanına hak kazanıp aile arzusunu yerine getirmiş oldu. 2000’li yıllarla birlikte fotografla yoğun olarak ilgilenme fırsatına kavuştu. Profesyonel iş yaşamının yanı sıra FOTOTREK FOTOGRAF MERKEZİ kurslarına devam etti. Yıllar içinde ilerleyen fotograf çalışmaları sokak ve seyahat fotografçılığı alanında yoğunlaşmaya başladı. Burası İstanbul, Buğ Gemileri, Gün Batımı Hikayeleri, adlı İstanbul portfolyoları çeşitli yayın ve sitelerde yer aldı. Gerçekleştirdiği, Suriye, Nepal, Fas, İspanya seyahatleri sonrasında hazırladığı gösterilerle fotograf severlerle buluştu. Fazıl Hüsnü Yıldırım, İstanbul semtlerini kapsayan sokak fotografları proje çalışmasına devam etmektedir.