| |






 |
|
“Bir şeyin fotograflandığında nasıl göründüğünü
öğrenmek için fotograf çekerim.”
Gary Winogrand 1928 yılında New York’ta dünyaya geldi. Çocukluğu
Bronx’da, sakinlerinin çoğunu Yahudi işçi sınıfının oluşturduğu,
babasının da deri işçiliği yaptığı bir mahallede geçti. Kalabalık bir
ailenin kaçınılmaz getirisi olan özel yaşam yoksunluğu ona dayanılmaz
geldi ve bu yüzden o dönemlerde zamanının çoğunu şehrin sokaklarını
arşınlamakla geçirdi. Liseden sonra, 1946–1947 yılları boyunca Georgia
eyaletinde Birleşik Devletler Ordusu Hava Kuvvetleri’nde hava
tahmincisi olarak görev aldı . Fotograf çekmeye de ilk olarak burada
başladığı söylenmektedir.
Askerden döndükten sonra artık sanatla ilgilenmeye karar vermiş olan
genç Winogrand kendine eğitim alabileceği bir okul aramaya girişti.
Aynı yıl (1947) New York City şehir kolejine kaydolup resim dersleri
almaya başladı. Burada bir süre oyalandıktan sonra ertesi yıl yine New
York’taki Columbia Üniversitesi’nde bir resim dersine yazıldı. Bu
dersten sınıf arkadaşı George Zimmel onu bir gün okulun karanlık
odasına götürdü ve Winogrand banyo edilip basılan fotograflarla ilk
kez burada tanıştı . Duyduğu coşkuyla Winogrand, yazıldığı resim
dersine gitmeyi bıraktı; yine de, geceleri de dahil olmak üzere,
karanlık odadan faydalanma hakkını sonuna kadar kullanmak için
üniversiteye gitmeye devam etti .
İşsiz geçirdiği günlerde değişik makineleri de tecrübe ettikten sonra,
Leica’nın aradığı gereç olduğuna karar verdi; Leica’lar hayatının geri
kalan kısmında hep kullanacağı fotograf makineleri oldu. Bir iki yıl
süresince ne zaman eline para geçse epeyce film aldı ve fotograf
çekmek için New York sokaklarını dolaşmaya başladı. Columbia
Üniversitesi’nin karanlık odasını kullanmasına artık izin verilmemeye
başlandığında arkadaşlarınınkini kullanmaya başladı ve bu sırada
onlardan sürekli olarak banyo için gerekli kimyasalları ve baskı
malzemelerini de ödünç aldı . Öğrenmeye hevesli, ne var ki meteliksiz
olan Winogrand bulduğu bir burs sayesinde 1951’de New York şehrinde
Alexey Brodovitch’in “The New School for Social Research”te (Yeni
Sosyal Araştırmalar Okulu) açtığı foto-muhabirlik sınıfına katılma
imkanı buldu . Harper’s Bazaar’ın saygın editörü ve bir
öğretmen olan Brodovitch, 40’lı ve 50’li yıllarda New York’ta çalışan
büyük fotografçıların çoğuna yol gösteriyordu. Onlara fotografçılığın
eski klişelerini reddetmelerini ve bakaçtan gördükleri şeyler tanıdık
geliyorsa deklanşöre basmamalarını öğütleyen Brodovitch’in
söylediklerini Winogrand benimsedi ve yaşamı boyunca fotografçılık
anlayışını konuları fotograflamanın yeni yollarını aramak üzerine
kurdu .
1952’de Winogrand, arkadaşı Zimmel’in de halihazırda fotografçısı
bulunduğu Pix Ajans için kısmi zamanlı fotografçı olarak çalışmaya
başladı. Bu sayede ofiste oturup diğer fotografçılarla vakit
geçirebileceği ve karanlık oda kullanabileceği bir ortama kavuşmuştu.
Ne var ki bu ajansta Winogrand’a pek az iş düşmekteydi; öyle ki ilk
yılında toplam 60 dolar para kazanabildi . Pix’in diğer fotografçıları
arasında Ed Feingersh ve Bob Schwalberg gibi isimler yer almaktaydı ve
nihayet bunlardan Feingersh, Winogrand’ın Henrietta Brackman Ajans’ta
da bir iş bulmasına önayak oldu. Winogrand hakkındaki az sayıdaki
doyurucu çalışmalardan birinin yazarı olan John Szarkowski ('Winogrand
- Figments from the Real World') bunda Feingersh’in maddi
durumu kötü olan Winogrand’a sürekli ödünç malzeme vermekten bıkıp
usanmış olmasının da payı olduğunu söylemektedir . Winogrand 1969’a
değin sahip olduğu bu işler çerçevesinde foto-muhabirlik yaptı .
Brackman aracılığıyla Winogrand’ın çektiği fotografların bir kısmı
Colliers ve Argosy gibi dergilere basıldı. Yine bu esnada
spor (özellikle beyzbol) karşılaşmalarında çektiği fotograflar
Sports Illustrated’de basıldı . Hayatını kazanmak için
fotografçılıktan başka bir şey yapmayan Winogrand, 1960’larda dergi
piyasası durgunlaşınca reklam fotografları da çekmeye başladı; ancak,
bu alanı bir miktar küçümsediğinden de olsa gerek, çok başarılı
olamadı.
1955 yılında, tasarladığı bir uçtan bir uca ABD yolculuğunu yaşama
geçirdi. Tam da bu yolculuk arifesinde kendisi gibi fotografçı olan
arkadaşı Dan Weiner aracılığıyla, sonraları üzerinde büyük etki
bırakacak olan, Walker Evans’ın ‘Amerikan Fotografları’ (American
Photographs) adlı yapıtıyla tanışma fırsatı buldu. Bu eser onu o denli
etkiledi ki ilan verip 15 dolar ödeyerek (ki bu Winogrand için önemli
bir meblağ idi) piyasada tükenmiş olan bu kitaptan bir tane edindi.
Aynı yıl kendisi de bir Walker Evans hayranı olan Robert Frank de
ABD’yi boydan boya geçecek yolculuğuna çıktı. (Bu yolcuk Walker
Evans’ın da sponsorlarından biri olduğu Guggenheim bursuyla
desteklendi. Sonraki yıllarda Winogrand bu bursu değişik zamanlarda üç
kez alacaktır). Ancak fotografsal bağlamda değerlendirildiğinde
Winogrand’ın işi Frank’ınkine göre daha cılız kaldı. Winogrand,
Evans’ın gölgesinde kalmanın tedirginliğiyle, evinden uzakta,
bilmediği yerlerde Evans’ın fotografladığı konulara aynı birikim ve
olgunlukla yaklaşamadı. Birkaç yıl sonra Robert Frank’ın, bahsedilen
gezinin ürünü olan, Amerikalılar (The Americans) adlı kitabı
yayımlandı ve bu kitap, Amerikan Fotografları ile birlikte
Winogrand’ın fotografçılığında konu öğesini büyük ölçüde şekillendirdi
.
İlk önemli kişisel sergisi 1960’da New York’taki Image Gallery’de
gösterildi. O dönemlerde Winogrand’ın iç dünyasını derinden etkileyen
olaylardan birinin ABD, Küba ve Sovyetler Birliğini kapsayan ve 1962
yılında patlak veren füze krizi olduğu söylenmektedir. Dünyayı yeni
bir nükleer felaketin eşiğine getiren bu olay sonrasında çağdaşı
birçokları gibi Winogrand da başlayacak bir nükleer savaş sonunda batı
medeniyetinin sonunun geleceği duygusuna kapıldı. Tüm bu endişeler ve
düşüncelerle tek başına sokaklarda gezerken Szarkowski’nin deyişiyle
“kendisinin aslında hiçbir şey olmadığını, güçsüz, önemsiz, umutsuz
bir mahluk olduğunu, tam da bu sebepten ötürü kendi yaşamını dilediği
gibi sürebileceğini” kavramıştır . Yaşadığı “bireysel aydınlanma”nın
etkisiyle siyasi eğilimlerinden arındı, ailesinin katı ahlaki
değerlerini de bir yana koydu. Siyasi etkinliklerden tamamen elini
eteğini çekti, ayrıca ilk evliliği de bu dönemde sona erdi. Bu
hafiflemeyle birlikte New York sokaklarında Amerikalıları
fotograflamaya girişti. 1963 yılında New York Modern Sanatlar
Müzesi’nde kişisel sergisi gerçekleşti . Aynı yıl gerçekleşen ‘Beş
Ayrı Fotografçı’ (Five Unrelated Photographers) projesi sanatçıyı
Ken Heyman, George Krause, Jerome Liebling
ve Minor White gibi isimlerle bir araya getirdi . 1964’te bahsi daha
önce geçen Guggenheim bursu bu kez Winogrand’a Kaliforniya ve
güneybatı Amerika’ya gidip “Amerikalılar”ı fotograflaması için verildi
[3]. Bu seyahat hayli bereketli geçti ve buradan çıkan fotografların
bir kısmı 1966’da Lee Friedlander, Duane Michals, Bruce
Davidson ve Danny Lyon’ın işleriyle beraber ‘Toplumsal Bir
Manzaraya Doğru’ (Toward a Social Landscape) adı altında George
Eastman House, Rochester, New York’ta sergilendi . Yine bu gezi
esnasında çekilen fotograflarla derlenen ve bir hayli ses getiren
diğer bir sergi ise
1967’de Diane Arbus ve Lee Friedlander’ın da fotograflarıyla beraber
‘Yeni Belgeler’ (New Documents) adıyla New York Modern Sanat
Müzesi’nde sergilendi . Artık Winogrand sanat çevrelerinde takdir
edilen bir fotografçı olmuştu ve meteliksiz de değildi. 1969’da aldığı
ikinci Guggenheim bursu, medyanın olaylara etkisi üzerine fotograflar
çekmesi için verildi. O sene ve 70’lerin başında çektiği fotograflarda
bu konu üzerine eğildi. Ayrıca 1971’de New York eyaleti Sanat Konseyi
tarafından da bir ödenekle desteklendi. Aynı yıl Chicago Tasarım
Okulu’nda yaklaşık bir yıl sürecek tam zamanlı öğretim görevlisi
konumuna geldi. 1977’de yayınlanan ‘Kamu İlişkileri’ (Public
Relations), bu dönemin çalışmalarının ürünüdür . Aynı yıl modern sanat
müzesinde bir sergisi de yapıldı .
1972 yılında Winogrand üçüncü kez evlendi. (İkinci eşiyle reklam
fotografçılığı yaptığı dönemde tanışmıştı ve bu pek uzun bir ilişki
olmamıştı.) Takip eden sene, belki de evliliğin düzenli bir yaşamı
gerektirdiğini de düşünerek, Austin’e yerleşti ve Teksas
Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. Teksas’ta
kaldığı beş yıl içinde kendi ölçeğine göre pek az fotograf çekti; zira
öğretmekle ve ‘Kamu İlişkileri’ ve ‘Kadınlar Güzeldir’
(Women
are Beautiful)
kitaplarını hazırlamakla uğraşmaktaydı. Bu dönemde ‘Fort Worth Fat
Stock Show’u (Amerika’da ilki 1896’da gerçekleştirilen ve rodeo
gösterilerini de içeren gelenekselleşmiş bir festival [5])
fotograflamak için kurulan grupla birlikte yaptığı ve daha sonra
‘Ahır Fotografları’ (Stock Photographs) adıyla kitaplaştıracağı
fotograflar haricinde çektikleri hep seyahat ettiği zamanlara aitti
.
Ulusal Sanatı Teşvik Kurumu’nun verdiği ödülü saymazsak 1975 yılı hem
kişisel olarak hem de iş yaşamı bakımından Winogrand için kötü bir yıl
oldu. Kadınlar Güzeldir pek ilgi görmedi, sigarayı bıraktıktan
sonra 22 kilo aldı ve tiroit bezine bağlı bir hastalığın akabinde
ameliyat olup hastaneden çıkmasının üstünden birkaç ay geçtikten
sonra, fotograf çekmek için gittiği bir Amerikan futbolu
karşılaşmasında kötü biçimde sakatlandı. Taç çizgisi kenarında işini
yaparken üç oyuncunun altında kalmasıyla bacağı kırıldı ve dizi
incindi . Tekrar çalışabilecek duruma gelmesi aylar aldı. 1978’de
Kaliforniya’yı fotograflaması için üçüncü Guggenheim ödeneğini aldı ve
Los Angeles’e taşındı. Sık sık yurt dışına yaptığı seyahatlerden ötürü
kesintiye uğrasa da Kaliforniya’da projesine devam etti, ancak sonucu
görme konusunda heyecanını yitirmiş durumdaydı. 1978’de MIT
(Massachusetts Institute of Technology) müzesinde, 1979’da
Kaliforniya’daki Santa Barbara müzesinde sergileri oldu. 1981’de New
York Işık Galerisi’nde büyük bir retrospektif sergisi açıldı .
Şubat 1984’de şiddetli ağrılarından ötürü gittiği muayenede, safra
kesesinde ameliyat edilmesi olanaksız bir tümör tespit edildi ve
bundan altı hafta sonra Gary Winogrand öldü. Öldüğünde arkasında 2500
makaradan fazla yıkanmamış film bırakmıştı.
Winogrand bir sokak fotografçısıydı ve konusu da içinde yaşadıkları
mekanlarla birlikte tüm Amerikalı insanlardı; özellikle de kadınlar.
Onun insanları fotograf karesinin içinde genellikle tek başlarına
değil, karmaşık çevreleriyle beraber bulunmaktadırlar. Bunu yapmak
için sürekli geniş açıyla ve konudan uzak durarak çalıştığı
söylenebilir. Şehri içindeki sıradışı insanlara yoğunlaşarak ve
hareketli-hareketsiz nesneler arasındaki tuhaf temasları yakalayarak
belgelemek için durmaksızın hareket halindeydi . Sürekli olarak uç
insan tiplerini ve durumların yarattığı trajikomikliği vurguladı.
Winogrand’ın fotograflarında düzgün şekilli ve biçimsizi, muntazam
vücutluyu ve ucubeyi, insandaki hayvanı ve hayvandaki insanı, sıradan
olanla sıradışı olanı aynı karenin içinde görmek sıkça karşılaşılan
bir durumdur . Winogrand parmağına deklanşördeyken kramp girmiş biri
gibi, bir yolu boydan boya yürüme esnasında bir iki makara fotograf
çekmeden edemeyen biriydi. Fotograf makinesi, adım atarken istemsiz
biçimde kullandığı ayağı gibi vücudunun bir parçası olmuştu. Ancak
kendisine çektiği fotografların ne kadarını bakaçtan bakmadan çektiği
sorulduğunda kesin bir ifadeyle asla bakaçtan ne çektiğini görmeden
çekim yapmadığını söylemiştir .
Winogrand’ın fotografçılığını etkileyen isimlerin başında hiç kuşkusuz
Walker Evans ve Robert Frank geliyordu. Winogrand’ın Evans’tan,
karmaşanın içindeki berraklığı çekip ayırma yetisine hayranlık duymayı
öğrendiği söylenmektedir. Ayrıca ilk olarak Evans’ın fotograflarında
“gerçek dünya – fotograf” olgularının ayırdına vardığı da belirtilir.
Frank’tan ise geniş açının nasıl onlarca değişik şekilde
kullanılabileceğini ve makineyi konuya sıradışı şekillerde
doğrultmanın fotografa ne denli katkıda bulunduğunu öğrendiği ileri
sürülür. Öyle ki 1930’larda Evans’la 1950’lerde ise Frank’la ifadesini
bulan belli bir akım, 1960’lar da Winogrand’la temsil edilmekteydi.
Winogrand’ın fotografçılığa getirdiği yenilikler geniş açı lenslerin
değişik kullanımıyla oluşturduğu çarpıcı kompozisyonlarda ortaya
çıkmaktadır. Diğer birçok fotografçının ya teleobjektif kullanıp, ya
da konuya yaklaşıp (ya da her ikisini birden yapıp) konuyu yalıtıp
yalınlaştıracağı durumlarda Winogrand, karmaşaya duyduğu ilgi
sebebiyle geniş açıyı takmış ve uzakta durmuştur. Sanatçının diğer bir
alamet-i farikası da makineyi türlü eğimlerde tutup oluşturduğu
karelerindeki özgün görselliktir .
Winogrand’ın öğretmen olduğu çalışmaya katılan bir öğrencisinin
söylediklerine göre, o, çektiği filmleri geliştirmeden önce o
fotografı çektiği ana dair hiçbir anının belleğinde kalmaması için
kasten bir iki yıl bekliyordu. Böylece çalışmalarına karşı daha nesnel
bir eleştirel tavır takınabilecekti. “Bir fotografı çekerken eğer
kendimi iyi hissettiğim bir günse ve ben hemen o filmi yıkarsam, iyi
bir fotograf olduğundan değil de sırf o kareyi çekerken kendimi ne
kadar iyi hissettiğimi hatırladığımdan onu basabilirim”.
Kaynaklar
Sontag,
S., 1999, Fotograf üzerine, 2. baskı, çev. Reha Akçakaya,
Altıkırkbeş yayınları: İstanbul.
http://photography.about.com/library/weekly/aa102300a.htm
http://masters-of-photography.com/W/winogrand/winogrand_articles1.html
http://photography.about.com/library/weekly/aa102300b.htm
http://www.fwstockshowrodeo.com/history.html
http://www.getty.edu/art/collections/bio/a1834-1.html
http://masters-of-photography.com/W/winogrand/winogrand_articles2.html
http://www.photogs.com/bwworld/winogrand.html
http://photography.about.com/library/weekly/aa102300c.htm |
|