FotoTrek Seminerleri            
             
FOTOTREK
FOTOGRAF MERKEZİ

İstiklal Caddesi
Mısır Apt. No : 311 K. 1 D.3
 Beyoğlu - İstanbul

0.212.251 90 14
0.212.245 78 57

fototrek@fototrek.com
 
 
 
 Fototrek E-posta Listesi
Listemize kaydolmak için e-posta adresinizi lütfen aşağıdaki boşluğa yazınız
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 

   

Gordon Parks

 
 













 

Gordon Parks on beş çocuklu siyah bir ailenin en küçük çocuğu olarak 1912’de Kansas, Fort Scott’ta dünyaya geldi. Fakir bir ailede yetişen Parks, anne Sarah Ross Parks ve baba Andrew Jackson Parks sayesinde, şeref, eşitlik, her zaman doğruyu söyleme gibi değerleri kazandı. On beş yaşındayken annesi öldü; Parks, St. Paul, Minnesota’ ya kız kardeşi ve kocasının yanına gönderildi. Orada devam ettiği öğrenimi kız kardeşinin kocasıyla girdiği bir tartışma sonucu  evden kovulmasıyla yarıda kesildi. Aniden ve beklenmedik bir şekilde tek başına kalan Parks, genelevde piyano çalmak, yerleri temizlemek, yarı profesyonel basketbol oyunculuğu gibi birçok geçici işte çalıştı. Lowry Oteli’nde kendi bestelediği şarkıları söylerken bir müzik grubuyla karşılaştı ve onlara katıldı. Fakat çıktıkları turne sonrasında New York’a döndüklerinde grup dağıldı. Harlem’ de fare dolu bir harabede sıkışıp kalan ve iş bulamayan Parks, 1933’te Sivil Savunma Kuvvetleri’ne (Civilian Conservation Corps) katıldı. Aynı yıl Sally Alvis ile evlendi. Çiftin Gordon Jr., Toni, ve David adında üç çocuğu oldu. 1934’te St. Paul’e geri döndü ve North Coast Limited’ta yemekli ve yataklı vagonlarda vagon görevlisi olarak çalışmaya başladı.

Gordon Parks’ın fotografçılığa başlaması bu yıllarda olmuştur. Vagonlardan birinde, Farm Security Administration’dan (FSA) fotograflar içeren, Dorothea Lange, Russell Lee ve Arthur Rothstein gibi belgesel fotografçılar tarafından çekilmiş bir dergi buldu. Bu fotograflar sayesinde Richard Wright’ın 12 Milyon Siyah Ses’ine, yoksulluk ve ırkçılıkla ilgili başka foto-denemelere ulaştı; böylece ileriki fotograf yaşamında ona yol gösterecek sosyal çizgiyi bulmuş oldu. 1937’de fotografçı olmaya karar vererek bir fotograf makinası aldı. İlk makinası bir  rehinci dükkanından 12.5 dolara aldığı kullanılmış bir Voigtlander Brilliant oldu. İlk fotograflarında Seattle’ın kıyı boyunu görüntüledi; uçan martıları çekerken iskeleden düştü.

Bütün diğer ihtimallere rağmen Parks, St. Paul’de moda fotografçısı olarak tanındı. Ağır sıklet boks şampiyonu Joe Louis’in karısı Marva Louis, fotograflarını bir moda mağazasındaki gösteride görünce, ona moda fotografçılığıyla ilgili daha çok iş sağlayabileceği Chicago’ya gelmesi için Parks’ı ikna etti. Parks, Chicago’da, Güney Yakası Sanat Merkezi’nin -bir siyah topluluğu sanat merkezi- karanlık odasını kullanarak moda fotografçılığıyla ailesinin geçimini sağlarken bir yandan da şehrin fakir yerleşimlerindeki hayatı görüntüledi. Bu belgesel fotografları sayesinde 1941’de Julius Rosenwald bursunu kazandı, böylece aylık iki yüz dolarlık bir gelire ve kendi patronunu seçme hakkına sahip oldu. Ocak 1942’de FSA’nın fotograf bölümünde Roy Emerson Stryker için çalışmaya Washington, D.C.’ ye gitti.

Parks, Washington’da hiç beklemediği bir bağnazlık ve ayrımcılıkla karşılaştı. Kısa zamanda, hoşgörüsüzlüğü fotograflamanın düşündüğü kadar kolay bir iş olmadığını anladı. Bir sohbet  sonrasında Stryker’ın önerisi üzerine FSA’da temizlik işlerinde çalışan Ella Watson’la konuştu ve onun hikayesini dinledi. Watson, annesi öldükten ve babası  linç edilerek öldürüldükten sonra hayatla tek başına mücadele etmişti. Liseyi bitirmiş, evlenmiş ve hamile kalmıştı. Kızının doğumundan iki gün önce kocası kazayla vurularak ölmüştü. Kızı on sekizine geldiğinde iki tane gayri meşru çocuğu vardı ve ikinci çocuğunun doğumundan iki hafta sonra da kendisi ölmüştü. Ayrıca ilk çocuk, annesi ölmeden önce felç geçirmişti. Şimdi de Ella Watson ancak bir kişinin geçinebileceği bir maaşla torunlarını yetiştirmeye çalışıyordu.

Hikayeden etkilenen Parks, bugün Amerikan kültürünün ikonlarından olan  bir dizi fotograf çekti. Bu fotografların en çok bilineni 1942’de çektiği Amerikan Gotik’ idir.  Grand  Woods’ un 1930’ da çektiği aynı isimli fotograftaki çiftçi gibi duran Ella Watson, çiftçinin tuttuğu yaba yerine bir elinde süpürge, diğer elinde paspasla,  ironik bir şekilde arkada asılı duran kocaman bir Amerikan bayrağının önünde poz verdi. Parks, 1998’de verdiği bir röportajda bu fotografla ilgili olarak şunları söyledi: "Bu kadını öyle bir şekilde fotograflamalıydım ki bana ya da insanlara 1942’de Washington, D.C.’nin nasıl bir yer olduğunu hissettirmeliydi. İşte bu fotograf Amerika ve Ella Watson’ ın Amerika içindeki yeri hakkında hissettiklerimi anlatıyordu". Parks ilerleyen aylarda Watson ve ailesini fotograflamayı sürdürdü. İşi ve evi arasında ona eşlik etti, çevresini görüntüledi.

FSA’nın 1943’te dağılmasından sonra Parks, Savaş Haberleri Ofisi’nde muhabir olarak çalışmaya başladı. Oradaki işlerinden biri de ilk siyah savaş pilotlarının olduğu 332. Avcı Uçağı Birliği’nin çalışmalarını görüntülemek oldu. Fakat onlarla Avrupa’ ya gidip savaştaki rollerini belgelemesi engellenince işinden ayrıldı ve Harlem’e döndü. New York’ta Vogue ve Glamour dergileri için çalıştı. 1944’te Roy Stryker’ın teklifi üzerine New Jersey’deki Standard Oil’de çalışmaya başladı. Şirket yöneticilerinin fotograflarını çekti ve şirketin Amerika’daki yaşam içindeki yerini fotograflarla belgeledi. 1948’de bu işinden ayrıldı ve Life dergisinde foto-muhabir olarak çalışmaya başladı.

Life dergisindeki ilk işi Harlem’deki çete savaşlarının vahşetini  on altı yaşındaki çete lideri Red Jackson’ın gözünden anlattığı çalışması oldu. Parks bunun için, Jackson’ın güvenini kazanarak onunla üç ay beraber kaldı ve Amerikan medyasında nadiren görüntülenen hayatları fotografladı. 1950’lerde Life dergisi için moda fotografçısı olarak Paris’e gitti. 1961’de Brezilya’daki yoksulluğu belgelerken verem hastası olan on iki yaşındaki Flavio DaSilva ile karşılaştı.  Flavio’yu anlattığı çalışması sonucunda binlerce dolar bağış toplandı ve böylece Parks onu Amerika’ya getirip tedavi ettirdi. 1960’ların Sivil Hakları Hareketi’ni  Life dergisi için, siyah topluluklarının arasına girebilen ve liderlerine ulaşabilen siyah bir fotografçı olması sayesinde, orijinal bir bakış açısıyla görüntüledi. Bu yıllarda yazdığı denemelerin çoğu siyah devrimiyle ilgiliydi. 1972’ye kadar Life dergisi için çalıştı ve bu süre zarfında
Muhammad Ali, Langston Hughes, Duke Ellington ve  Ingrid Bergman gibi birçok ünlü ismin fotografını da çekti.


Gordon Parks fotografçılığın yanı sıra sinemayla da uğraştı. 1968’de, yönettiği Öğrenen Ağaç (The Learning Tree) filmi ile büyük film stüdyoları (Warner Bros. Seven Arts) için film çeken ilk siyah oldu. Filmin konusu Parks’ın 1963’de yazdığı aynı isimli otobiyografik romanından alınmıştı. Parks filmin senaryosunu yazıp, filmi yönetmenin dışında film müziklerini de kendisi besteledi. Film çekmeye devam eden Parks, ticari başarı da kazanan,  Shaft (Shaft, 1971), Shaft’ ın Büyük Başarısı (Shaft’ s Big Score, 1972), Süper Polisler (The Super Cops, 1974) adlı filmleri yönetti. Filmlerinin çoğunda sosyal ve politik  gerilimler içinde ırkının varlığını sürdürmeye çalışan siyah kahramanları işledi. Fakat Parks Hollywood’da  fazla kalamadı. 1976’da çektiği, Leadbelly filminin dağıtımı ve reklamı konusunda Paramount Pictures ile aralarında anlaşmazlık çıkınca yeni Hollywood filmleri yapmayı reddetti. Onun yerine televizyon için
Solomon Northrup’ın Odesası,  Piri Thomas’ ın Dünyası, Bir Harlem Ailesinin Günlüğü, ve Mean Sokakları gibi belgeseller çekti.

Fotografçılık yaşamı boyunca fotograflarını çektiği insanların hayatlarının içine giren, onların acılarını paylaşan ve onlarla bitmeyecek bir sevgi bağı kuran Parks asıl önemli kişilerin fotografçılar değil fotografı çekilenler olduğunu savundu. Irkçılığa ve bağnazlığa karşı girdiği mücadelede kendine silah olarak fotograf makinesini seçti ve karşısına çıkan zorlukları aşmasını bildi.

Emekli olmaya niyeti olmayan Parks, 1989’ da Martin Luther King, Jr.’ la ilgili, sözlerini ve müziğini kendisinin yazdığı, bir bale hazırladı. 1998’ de retrospektif bir çalışma olan Half Past Autumn’ u yayınladı. 2002’de Oklahoma’daki Uluslararası  Fotografçılık Müzesi’ne üye olarak kabul edildi. Aynı yıl Jackie Robinson Vakfı Yaşam Boyu Başarı Ödülü’ nü aldı. Sanat yaşamı boyunca fotografçılık, yönetmenlik, yazarlık, şairlik ve müzisyenlik gibi birçok dalda eser veren ve birçok ödül kazanan Gordon Parks, bugün New York’ta Doğu Nehri’ne bakan geniş apartman dairesinde hayatına devam etmektedir.  

Kaynaklar
http://www.gale.com/free_resources/bhm/bio/parks_g.htm

http://www.masters-of-photography.com/P/parks/parks_articles1.html
http://www.masters-of-photography.com/P/parks/parks_articles2.html
http://www.pbs.org/newshour/bb/entertainment/jan-june98/gordon_1-6.html

 

biz kimiz - seminerler - geziler - etkinlikler - atölyeler - galeri - linkler

Bütün hakları saklıdır. Copyright 2002 - FOTOTREK

Tasarım ve Uygulama -  Fikirkutusu.com