FotoTrek Seminerleri            
             
FOTOTREK
FOTOGRAF MERKEZİ

Küçükparmakkapı,
Abdullah Sok. No: 17
Beyoğlu - İstanbul

0.212.251 90 14
0.212.245 78 57

fototrek@fototrek.com
 
 
 
 Fototrek E-posta Listesi
Listemize kaydolmak için e-posta adresinizi lütfen aşağıdaki boşluğa yazınız
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

    Henri Cartier-Bresson 1908-2004  
 


















 

 

“Fotograf hiçbir şeydir; beni ilgilendiren hayat.”

Henri Cartier-Bresson, 22 Ağustos 1908 tarihinde Paris’in hemen dışındaki Chanteloup-en-Brie kasabasında tekstille uğraşan zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi; aile mesleği hiçbir zaman ilgisini çekmediyse de ailesinin ekonomik durumu resimle tanıştığı yıllarda rahat bir ortamda çalışmasını sağladı. İlk fotograf makinesi henüz çocukken tatil anılarını kaydettiği bir Box Brownie oldu. Fakat Cartier-Bresson’un fotografa ciddi olarak sarılması resme olan ilgisinden çok sonra başlamıştır. 1. Dünya Savaşı’nda hayatını kaybeden yetenekli bir ressam olan amcasının etkisiyle çok küçük yaşta resimle tanıştı ve babasının maddi desteğiyle 1923 yılında resim dersleri almaya başladı. Yavaşça Paris’in sanat ve politika çevrelerine girmesiyle beraber 19 yaşındayken liseyi bıraktı ve ilk kübist ressam ve heykeltraşlardan olan Andre Lohte’nin Paris’teki stüdyosunda çalışmaya başladı. Dönemin Paris’inde onu en çok etkisi altına alan yeni şekillenmeye başlayan sürrealist akım, ve sanat görüşünü sosyalist temellere dayandıran André Breton oldu. Fakat bunlarda Cartier-Bresson’u etkileyen şey sürrealist resmin kendisinden çok akımın isyankar duruşu, görünen gerçekliğin arkasındakini arayışıydı; fotografı gerçek anlamda keşfedene kadar “dünyayı değiştirmek” onun fikrine göre resim yapmakla mümkündü. Resimle anlatım başarısını hiç yakalayamadı.

1930 yılında sistematik bir sanat anlayışına daha fazla saplanmanın kendini reddetmek olacağı ve bağımsızlığını tehdit edeceği düşüncesiyle Lohte’nin stüdyosunu terk etmesi ve bir Afrika macerasına çıkması onun fotografçılık kariyerinin
kritik anıdır. Fildişi Sahili’nde bir yıl boyunca avcılık yaparak geçimini sağladığı ve Fransız kolonilerindeki hayatın acılarını yaşadığı bu süre boyunca hayatındaki öncelik “resim yaparak dünyayı değiştirmek” fikrinden “dünyanın yaralarına fırçadan daha hızlı bir aletle tanıklık etmek” fikrine doğru evrildi. Fotografın anlatım gücünü keşfetmesine yardımcı olan önemli etkenlerden bir diğeri Macar fotografçı Muncaksi’nin 1931 yılında Liberya sahilinde üç çıplak Afrikalı çocuğun dalgalara doğru koşuşunu çektiği fotografıdır; bir tek fotografın hareketi, özgürlüğü ve canlılığı yakalamaktaki hayranlık uyandırıcı gücü Cartier-Bresson’u, sonradan yazacağı gibi, fotografa çeken şey olmuştur.

Hastalanarak Fransa’ya döndüğünde Cartier-Bresson artık aldığı zorlu teorik resim eğitiminin şekilciliğinden uzaklaşmış, sıradan fotograflardaki beklenmedik anların peşine düşmüştü; bunu mümkün kılan şey çok uzun geçmişi olmayan, dönemine göre çok becerikli bir makineydi: Cartier-Bresson’un kendi deyimiyle “gözünün bir uzantısı” haline gelen bir Leica. Küçük ve hafif bu alet onun hareket ve dönüşüm halindeki dünyaya, fotografı çekilenleri rahatsız etmeden tanıklık etmesinin bir yolu oldu.
“Dünyaya bir anlam vermek için, insan vizörden gördüğüyle kendini ilişkide hissetmeli. Bu davranış konsantrasyon, akıl disiplini, duyarlılık ve bir geometri hissi gerektiriyor. İnsan ancak bir tasarruf hissiyle anlatımda yalınlığa ulaşabilir”. Sürrealizm fikrinin de etkisiyle gün boyu Paris sokaklarını arşınlayarak her an ortaya çıkabilecek ve yakalanmazsa sonsuza dek kaybolacak güzelliklerin peşinden koşmaya yanından hiç ayırmadığı Leica’sını edindikten sonra başladı. 1994’te A Propos de Paris adıyla kitaplaşan Paris fotografları şehrin klişelerden uzak içeriden bir anlatısıdır.

1952 yılında yayınlanan Belirleyici An kitabı onun fotograf anlayışının bir manifestosu olarak kabul edilir; her ne kadar bu deyim adıyla özdeşleşmiş olsa da durağanlık çağrıştırması sebebiyle belki de Amerikan yayıncılarının bu çevirisi yerine kitabın Fransızca orijinal ismi olan Images à la Sauvette onun fotograf anlayışı hakkında daha belirleyici olacaktır. Cartier-Bresson tarafından yaratılmış bu terim “işportada görüntüler” anlamına geldiği gibi “kaçan/kurtarılan görüntüler” olarak da çevrilebilir. Fotografçı ona göre gözü sürekli olarak etrafını değerlendiren ve devinim halindeki unsurların dengede oldukları anı yakalayandır. Fotografın etkileyici olmasını sağlayan içerik ve biçim uyumunu sağlayan şey fotografçının tek pusulası olan iki gözünden başka bir şey değildir. “Kompozisyon sürekli aklımızda olan bir unsur olmalı, ama çekim anında kompozisyonları sadece sezgilerimizle oluşturmalıyız, çünkü kaçan anı yakalamak için fotograf çekiyoruz ve işimizle ilgili tüm karşılıklı ilişkiler hareket halindedir.” Cartier-Bresson insan gözünün gördüğünü çok fazla değiştirmeyen 50 mm ve 35 mm objektifler kullandı, fotografların çekildikleri andan sonra manipüle edilmemesi gerektiğini savundu, yapay ışık gibi konusuyla kendisi arasına girecek engellere karşı oldu, makinesini kullanırken çoğunlukla objektif değiştirmemeyi tercih etti.

Paris’e dönüşten sonra Cartier-Bresson’un fotografik kariyerinin çoğuna damgasını vuracak olan yolculukları da başladı. İspanya, Meksika, İtalya, Almanya, Macaristan, Polonya, İngiltere bu dönemde fotografladığı ülkelerden birkaçıdır. “Bütün gün sokaklarda sinsi sinsi ve avıma atlamaya hazır bir şekilde dolaştım, hayatı tuzağa düşürmeye, onu yaşama eylemi içinde korumaya kararlıydım. Her şeyin üstünde istediğim, gözümün önünde çözülmekte olan bir durumun özünü bir tek fotograf karesi içinde yakalamaktı.” 1930’larda aynı zamanda ABD’de fotografçı Paul Strand ile Fransa’da yönetmen Jean Renoir ile çalıştı. 2. Dünya Savaşı sırasında Almanlara esir düşen Cartier-Bresson iki başarısız denemeden sonra kaçmayı başardı ve Fransa’ya dönüp La Résistance’a (Direniş) katıldı. Bu dönemde
Matisse, Rouault, Braque, Bonnard gibi çeşitli sanatçıların fotograflarını çekti. Savaşın sonlarına doğru ABD’de öldüğüne dair çıkan asılsız haber New York Modern Sanatlar Müzesi’nde anısına bir gösteri düzenlenmesine sebep oldu, fakat Cartier-Bresson bu gösterinin düzenlenmesine 1946’da bizzat katılabilmiştir. Aynı müze fotografçının ilk kitabı olan The Photographs of Henri Cartier-Bresson’u da yayımladı. Bu yıllar ileride Magnum’u kuracak olan fotografçıların dünyanın dört bir yanında savaşı belgeledikleri bir dönemdi. Savaş bitip savaş fotografçıları geri döndüğünde, Cartier-Bresson’un deyimiyle “tamamen kayıp” durumdaydılar. Savaş sonrası belirsizlik dönemine alışmaya çalışırken savaşı belgeleyerek dünyayı geri dönülmeyecek şekilde değiştirmiş olan bu iletişim aracının Soğuk Savaş’ın etkisini hissettirmeye başladığı bu yeni dönemde hala etkili olabileceğinden emin değildiler. Istedikleri şey özgür çalışabilmeye devam etmek, fotograf editörlerinden bağımsızlık, kendi negatifleri üzerinde kontroldü. Işte bu gibi kaygılarla Magnum Photos ajansı Capa, Seymour, Rodger ve Cartier-Bresson tarafından 1947 yılında New York’ta bir öğle yemeği sırasında kuruldu. Ortak bir estetik veya etik manifesto hazırlanmadı, politikadan konuşulmadı; fotografçıların anlatmak istedikleri yazı aralarını dolduran birer illüstrasyon olmaktan kurtarılan fotograflara bırakıldı. Cartier-Bresson’un Magnum’da fotojurnalistliği şüphe götürmez olan diğer kuruculara göre geldiği sürrealizm okulu sebebiyle işin daha sanatsal kısmını temsil ettiği söylenebilir. Capa’nın Cartier-Bresson’u sanat ve görsellik adına belgeleme unsurunu hafife almaması için uyardığı ve gerçek bir fotomuhabiri olmasını önerdiği biliniyor. Fakat sanat ve belgeleme onun fotografında birbirine karışmıştır.

Cartier-Bresson savaş sonrası dönemde daha çok fotojurnalizme dönerek Magnum için dünyayı dolaştı, SSCB’yi ilk fotograflayan batılı fotografçı olmayı başardı. 60 ve 70’li yıllarda çok sayıda ülkeyi gezip önemli politik olayları belgeledi: Hindistan’da ölmekte olan Gandhi’yi, Çin imparatorluğunun son haremağalarını ve Çin’in komünistlere düşüşünü, Endonezya milliyetçi hareketini fotografladı.

2004 yılının temmuz ayında 96 yaşında ölene kadar dünyanın yaşayan en iyi fotografçısı olarak değerlendirilen Henri Cartier-Bresson’un yaşamının son 25 yılı fotograf açısından daha az aktif gecti; uzun süren seyahatler azaldı, daha çok portre çalışmalarına yöneldi. Bu sürede ilk göz ağrısı olan resme de geri döndü. Fakat fotografa hem teorik anlamda hem de bıraktığı fotograflar açısından yaptığı katkı yadsınamaz. Halen Henri Cartier-Bresson Vakfı onun bütün kolleksiyonuna sahip olmanın yanısıra başka fotografçıların işlerinin de korunması adına çalışmalarını sürdürmektedir. 

Eserleri
The Decisive Moment (Images à la Sauvette), 1952
America in Passing, 1991
Paris, à vue d’oeil, 1994
Mexican Notebooks, 1995

Tete à Tete, 1998
City and Landscapes, 2001
De Qui s’Agit-Il?, 2003
Des Images et des Mots, 2003
Une Communauté de Regards, 2005

Kaynaklar

http://www.wsws.org/articles/2004/aug2004/cart-a23.shtml
http://en.wikipedia.org/wiki/Henri_Cartier-Bresson
http://www.npg.si.edu/exh/cb/index-int2.htm
http://encarta.msn.com/encyclopedia_761571949/Henri_Cartier-Bresson.html
http://www.photo-seminars.com/Fame/bresson.htm
http://www.wsws.org/articles/1999/nov1999/c-b-n05.shtml
http://photography.about.com/library/weekly/aa082399a.htm

 

biz kimiz - seminerler - geziler - etkinlikler - atölyeler - galeri - linkler

Bütün hakları saklıdır. Copyright 2002 - FOTOTREK

Tasarım ve Uygulama -  Fikirkutusu.com