| |






 |
|
“Her
şeyi görmek, her şeye bakmak istiyorum.”
Josef Koudelka 10 Ocak 1938 tarihinde Moravia’nın (Çekoslovakya) küçük
bir kasabası olan Boskovice’de dünyaya geldi. Fotograf kariyeri henüz
gençliğinde 6x6 bakelite kamerasıyla ailesini ve etrafını
fotograflamasıyla başladı ve üniversite yıllarında gelişmeye devam
etti. 1961 yılında girdiği Prag Teknik Üniversitesi’nden uçak
mühendisi olarak mezun olan Koudelka 1961-1967 yılları arasında Prag
ve Bratislava’da mühendis olarak çalışırken eski bir Rolleiflex almayı
başardı; ileriki işlerinde etkisini hayli gösterecek olan tiyatro
fotografçılığına da bu dönemde adım attı. Aynı sahneleri tekrar tekrar
fotograflayarak edindiği deneyimin onun ileriki projelerinde
toplulukların günlük yaşamlarındaki sosyal ritüellerini yansıtırken
yarattığı dramatik havada çok etkili olduğu yadsınamaz. 1961’de
Prag’da ilk sergisini açtıktan hemen sonra, 8 yıl sürecek ve tarzını
ortaya koyarak üne kavuşmasını sağlayacak uzun soluklu Çingeneler
projesi için çalışmaya başlamıştı. O sıralarda Çek hükümeti tarafından
Slovakya’da asimilasyona uğratılan çingeneler üzerinde başlayan ve
ileriki senelerde Doğu Avrupa, İngiltere, İrlanda, Fransa ve
İspanya’daki çingeneleri de kapsayıp genişleyerek 1978 senesinde
kitaplaşacak olan projenin ilk sergisi 1967 yılında açıldı. 1968
senesinde Koudelka Prag’ın Varşova Paktı orduları tarafından işgalini
fotograflayarak fotograf dünyasının en prestijli ödüllerinden Robert
Capa ödülünü kazandı: Ülkeden dışarıya sızdırılan ve Koudelka’nın
ailesini korumak adına kendi ismi yerine P.P (Prague Photographer) baş
harfleriyle yayınladığı fotograflar Rus tanklarının Prag’a girişini ve
Çek direnişini anlatan çok dramatik birer sembol olarak fotograf
tarihindeki yerlerini aldılar.
İngiltere’ye ilk gezisini 1961’de yapan Koudelka 1970’de ülkesini
siyasi durumu protesto amacıyla kesin olarak terk etti, ve resmen
devletsiz olarak İngiltere’ye yerleşti. 1971’de Elliott Erwitt
tarafından Magnum’a tanıtılan ve 1974’te ajansa üye olan fotografçı
Henri Cartier-Bresson ile yakın çalışma imkanı buldu. Fakat Koudelka
bu dönemde de o zamana kadar yaptığı gibi, dergi haberlerini ve ticari
amaçlı işleri yapmayı reddetti. Fotografladığı insanlar gibi sürekli
hareket halinde olmayı ve bütün Avrupa’da hızla yok olduğunu
hissettiği bir dünyanın fotograflarının peşinden gitmeyi tercih etti.
Sipariş üzerine çalıştığı sayılı işlerde de her zaman seçtiği
konularda ve stilinde özgür kalmayı becerdi. Yıllar boyunca devamlı
bir karanlık odası olmaksızın ve basmaya vakit bulamadığı
fotograflarını biriktirerek çalıştı. 1980 yılında Paris’e taşınacak ve
1987’de Fransız vatandaşlığına geçecek olan fotografçının bu sürekli
sürgün hali, onun ikinci büyük projesi Exils’de de kendini
göstermektedir. Yalnızlık, terk edilmişlik, yabancılaşma gibi
duyguların hakim olduğu fotograflar üzerinde, bir sonraki büyük
projesi Chaos’ta da oldukça belirgin olan karanlık bir hava
gezinmektedir.
Koudelka fotograf yaşantısı boyunca Robert Capa ödülünden sonra birçok
prestijli ödül daha kazandı: Nadar Ödülü (1978), Grand Prix National
de la Photographie (1989), Cartier-Bression Ödülü (1991) ve aldığı
çeşitli burslar onun serbest fotografçı olarak uzun soluklu
siyah-beyaz projeler peşinde koşmasına olanak sağladı. Koudelka renkli
fotografı sadece bir kez denedi ve ondan hiç hoşlanmadı.
1986 senesinde Fransız Hükümetinin Fransa’nın peyzajlarını
görüntülemesi için yaptığı resmi davet ile Koudelka’nın fotografa
adanmış hayatında yeni bir dönem açıldığını grörüyoruz. 35 mm’den
panoramik kameraya yaptığı geçiş onun
bundan sonraki işlerinde hayli etkili bir dönüm noktası oldu. Bu
çalışmalarda Avrupa’yı bir uçtan bir uca katederek sanayileşme sonrası
tüketilen ve terk edilen peyzajlara yoğunlaştı. "Valencia, İspanya,
1989", "Duvar, Berlin, Almanya, 1990" "Beyrut, Lübnan, 1991” gibi
şehir hikayeleri yine bu dönemin ürünleridir. 1990’da tekrar
dönebildiği Çekoslovakya’da kömür madeni endüstrisi tarafından yok
edilen doğanın konu edildiği ve 1994 yılında kitaplaşan Black
Triangle projesini çekti. Aynı sene yapımcı Eric Heumann’ın çağrısı
üzerine Theo Angelopoulos’un Ulysess’s Gaze filminin çekimlerini
fotograflamak üzere Yunanistan, Arnavutluk, Romanya ve eski
Yugoslavya’yı kapsayan bir yolculuğa başladı. Avrupa’nın yıkılmış, yok
edilmiş toprakları üzerinde yapılan on üç senelik çalışma 1999
senesinde Chaos ismiyle kitaplaşarak sanayi devriminin ve modern
zamanların çarpıcı bir görsel anlatısı halinde ölümsüzleşti.
İnsanların yerini boşlukların ve harabelerin aldığı bu fotograflarda
dünyanın sonunun yaklaştığına dair yıkıcı bir his ve şiddetli ölüm
duygusu oldukça belirgindir. Bu da zaten Koudelka’nın başından beri
peşinde olduğu duygudur: “Beni her zaman sonuna yaklaşan şeyler
çekmiştir, yakında olmayacak şeyler.” Bu görüntüleri bir yandan
karşı koyulamayacak kadar güzel bulur: Black Triangle
projesinin çekimlerini yaptığı Ore Dağları’nın “trajik ve güzel”
olduğunu düşünmektedir: “Bu yaralı coğrafyada
dizginlenmemiş bir güzellik buluyorum. Güç. Yaşamaya devam etmek için
savaş. Yok edildikten sonra, toprak yavaşça kendini toplamaya, kendini
yenilemeye başlıyor, ve hayat yeniden başlıyor. Doğa yeni bir denge
buluyor ve yeni bir görünüm yaratıyor. Bu yeni görünümde doğanın ne
kadar güçlü olduğunu, onun insandan daha güçlü olduğunu
görebiliyorsunuz. Ve onun yok edilemeyeceğini…”
Hayatını fotografa adadığı yadsınamaz bir fotografçı olan Koudelka
fotograflar hakkında konuşmamayı tercih ediyor:
“Bir fotografçı olmaya çalışıyorum. Konuşamam.
Konuşmakla ilgilenmiyorum. Eğer söyleyecek bir şeyim varsa, bu benim
fotograflarımda bulunabilir. Konuşmakla, nedenleri ve nasılları
açıklamakla ilgilenmiyorum.”
Koudelka halen Fransa’da yaşıyor, ve Avrupa’nın doğal görünümlerini
fotograflamaya devam ediyor.
|
|