FotoTrek Seminerleri            
             
FOTOTREK
FOTOGRAF MERKEZİ

İstiklal Caddesi
Mısır Apt. No : 311 K. 1 D.3
 Beyoğlu - İstanbul

0.212.251 90 14
0.212.245 78 57

fototrek@fototrek.com
 
 
 
 Fototrek E-posta Listesi
Listemize kaydolmak için e-posta adresinizi lütfen aşağıdaki boşluğa yazınız
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 






 

 

   

Paul Strand (1890 – 1976)

 
 













 

“ Fotograf kişisel mücadelemin, bütün genç ve yeni arzularımın sembolüdür.”

20. yüzyıl Amerikan fotografçılığının en önemli şahsiyetlerinden biri olan Paul Strand, Bohemialı (Çekoslovakya) - Yahudi ebeveynlerinin tek çocuğuydu. Fotografa -ABD’de görsel sanatların ilk heyecanlarının yaşanmaya başladığı zamana denk düşer-, Ahlaki Kültür Okulunda (Ethical Culture School) öğrenciyken, Lewis Hine’nin etkisinde ilgi duymaya başladı. Strand’i 1907’de, Picasso, Braque ve Brancusi gibi sanatçılarla çalışan Alfred Stieglitz ile tanıştıran da Hine’ydi.

Bu mühim tanışmayı takip eden birkaç yıl içinde Strand, hem Stieglitz tarafından sergilenen soyut resim ve heykel çalışmalarıyla, hem de Hill, Adamson ve Margaret Cameron gibi 19. yüzyıl fotograf ustalarıyla haşır neşir oldu. Genç yaşta Photo-Secession (1905 – 1917 yılları arasında Alfred Stieglitz önderliğinde başlayan bir Amerikan Fotograf hareketi) ve Kübist hareketlerin prensiplerini öğrendi.

1915’ten itibaren hem ABD hem de Avrupa’da geliştirilecek olan modernist estetiğin temelini oluşturan görsel problemleri keşfetmeye başladı. Kısa bir Avrupa gezisinden sonra kendi işinin sahibi bir reklam fotografçısı oldu. Diğer yandan kendi fotograf işlerine de başladı. Yumuşak netleme yapan objektiflerle deneysel çalışmalar yapıyor ve genellikle resimsel bir tarzda çalışıyordu. Bu süre içinde hem New York Camera Club hem de London Salon’da sergiler açtı.

1915-1917 yılları arasında, Stieglitz ve Strand yakın temas içindeydi. Kimin kimi etkilediğini ayırt etmek oldukça güç olsa da, bu dönemin sonunda, Strand mutfak kaselerinin ve şehir manzaralarının, bir şekilde soyut olan still-life görüntülerini de içeren, keskin netlemeye sahip işler ortaya koydu. Stieglitz, bu çalışmanın temsil ettiği ani gelişmenin gecikmeden farkına vardı. Camera Work’un son iki işi, Strand’in en yeni işlerine adanmıştı ve Stieglitz Strand’e 291 galeride tek kişilik bir şov fırsatını tanımıştı. Stieglitz 1916’da yazdığı bir makalede, ‘Strand yıllardır takip ettiğim genç bir fotografçı… kuşkusuz Alvin Langdon Coburn’den bu yana bu ülkenin yetiştirdiği en önemli fotografçı... Fotografçılığa orijinal bir bakış ekledi.’ demiştir. Strand “straight photography (dürüst, dosdoğru fotograf)” denilen yeni gerçekçiliğin önemli bir savunucusu olarak tanınmaya başladı.

Aynı yıllarda New York sokaklarındaki hayatı yansıtan fotograflarıyla Strand, gelenekselliğe karşı çıkmış ve insanların fikirlerini değiştirmiştir. Strand’in bu dönemdeki en önemli fotograflarından biri Blind Woman (Kör Kadın – 1916)’dır. Gücü ve karmaşıklığıyla bu fotograf, sosyal gerçekliğin ve Theodore Dreiser’in sokak tanımlamalarının çok üstüne çıkmıştır.

Blind Woman gibi çok takdir edilen White Fence (Beyaz Çit – 1916) de konusunun nesnesinin çok ötesine geçmiştir. Strand bu fotografla ilahi photo-secession stilini geçersiz kılmıştır. White Fence kaçınılmaz bir kesinliğin görsel metaforudur. Çit, çitten daha farklı bir şey değildir. Strand bu fotografıyla gerçekçiliğe bakışını anons etmiştir.   

“ Kendimi aslen tüm hayatını uzun bir keşif gezisinde harcamış bir kâşif gibi düşünüyorum.”    

1.Dünya Savaşı’nda röntgen teknisyeni olarak görevlendirildikten sonra Strand, spor filmlerini ve tıbbi filmleri fotograflaması için serbest çalışan olarak işe alındı. Ayrıca Charles Sheeler ile kısa filmi Mannahatta’ta birlikte çalıştı.

1920’lerde çoğunlukla banliyöleri ve makine biçimlerini fotografladı. 5x7 ile 8x10 inç fotograf makineleri kullanarak ve platin kağıda kontakt baskılar yaparak dikkatini doğaya çevirdi. Bitki örtüsü ve diğer doğal biçimlerin ünlü close-up çekimlerine başladı. Yeni Nesnelliğin gelişiminde çığır açtığı bilinen bu çalışmalarında biçim ve duygu, bölünemez ve hassastı.

Strand, 1925’te Anderson Galerileri’nde sergilenen ‘Seven Americans’ sergisinde Charles Demuth, John Marin, Marsden Hartley, Georgia O’Keeffe, Alfred Stieglitz ve Arthur Dove ile birlikte tasvir edilen fotografçılardan biriydi.

1930’lar Strand için politik kaygıların ve aktivizmin önemli olduğu bir dönemdi. New York’taki Group Theatre’nin danışmanıydı. Sovyetler Birliği’ni ziyaret etmiş, Sergei Eisenstein ve diğer kilit Rus avant-garde sanatçılarıyla tanışmıştı. ABD’de ‘The Plow that Broke the Plains (Ovaları Süren Saban)’ filminde çalışmıştı ve Frontier Films’de yapımcı olarak birçok projede aktif görev almaktaydı. Bu dönem boyunca Strand ayrıca, 1940’ta yayımlanacak olan ‘The Mexican Portfolio’ için Meksika’da çalıştı ve topladığı görüntüleri bir araya getirdi.

1943 yılında Strand film yapımcılığına son vererek tam zamanlı olarak still fotografçılığına geri döndü.    

1946-1947’de Nancy Newhall ile birlikte bir klasik olan ‘Time in New England (New England’da Zaman)’da çalıştı. Bu çalışmada Strand’in görüntülerine temsili New England’ın insan eliyle yapılmış eserleri, mimarisi ve dini unsurlarına birçok tekstten alıntılar eşlik ediyordu.

Strand, 20. yüzyıl sanatının en önemli gezginlerinden biriydi. İzleyicinin, her birey için ayrı bir deneyim olan görüntüler arasında kendi yolunu bulması gerektiğine ve bunu kişinin yeterli sabır ve azmi göstererek geliştirebileceğine inanıyordu.

1950 ve 1960’larda Fransa, İtalya, Mısır ve Gana’da seyahat ederek, bir seri fotograf kitabı üretti: Un Paese (1954), Tir a ‘Mhurain: Outer Hebrides (İskoçya’nın kuzeyinde ve kuzeybatısında yer alan adalar topluluğu - 1968), Ghana: An African Portrait (1976). Bu çalışmalarında basit tanımlamalara karşı koymuştu. Fotograflarının her biri zamanın, yerin ve insanların ruhunu yansıtmada başarılı olmuştu.

1951’de Gondeville, Fransa’da çektiği Young Boy (Delikanlı), tasavvur edilebilir tüm yorumları kışkırtıyordu. Dünyanın en ünlü portrelerinden biri olan Young Boy’daki gencin kaşlarını çatışı, Mona Lisa’nın gülüşünde olduğu gibi, sırrı çözülemez olarak kalmaktadır.

The Mexican Portfolio’nun 1967’deki ikinci basımına süpervizörlük yaptı.

1971’de Philadelphia Sanat Müzesi, Strand’i geniş bir retrospektif sergiyle onurlandırdı ve 1915-1968 yılları arasında yaptığı işleri konu alan iki ciltlik bir monograf Aperture tarafından yayımlandı.

Hayatının son 20 yılında sayısız ödüller kazandı: Amerikan Dergi Fotografçıları Derneği Onur Ödülü (1963), David Octavius Hill Madalyası (1967), İsveç Fotografçılar Birliği ve İsveç Film Aşivi Ödülü (1970) ve New York Metropolitan Sanat Müzesi ve Los Angeles Country Müzesi’nde geniş retrospektif sergiler (1973).

Son yıllarını üçüncü eşi Hazel Kingsbury ile yakın çalışma içinde geçirdi. Strand’in son fotograflarında zaman ve fanilik hüküm sürüyordu. Fall in Movement (1973) çalışmasının kapak fotografı, çürüme, ölüm ve dolaylı canlanma ile dolu gizemli bir ikonuydu.

1975 yılında iki portfolyo hazırladı: The Garden (Bahçe) ve On My Doorstep (Kapı Önü Merdivenimde). Ayrıntılar, küçük farklar ve etrafındaki deneyimlemeleri (kendisi kapı önü merdivenimdeki dünya olarak adlandırır), Strand’in hayatının son dönemindeki zorunlu fotograf keşiflerinin ilham kaynaklarıydı.

“ Sanatçının materyali kendi içinde ya da hayal gücünün imalatında değil, etrafındaki dünyadadır. Picasso’nun, Cezannes’nin ve Van Gogh’un muhteşem eserlerine hayat veren öğe sanatçının içerikle ve gerçek dünyanın hakikatiyle olan ilişkisidir.”

1976’da uzun süren bir hastalık döneminden sonra Orgeval, Fransa’daki evinde öldü.

Fotograflarını büyük bir zenginlik ve alan ayrıntılarının duygusallığı ile yazmış, kusursuz bir yazıcı olan Strand, fotografik modernizmin en büyük öncülerinden biriydi. Çalışmaları birçok farklı konuyu –manzara, portre, still life, mimari ve soyut- kapsarken fotografik prodüksiyonu, resmi ilişkilere duyulan ilgiyi, tasvir edilen konuya duyulan saygıyı ve tabiî bir klasisizmi birbirine uygun şekilde anlatıyordu.

Fotografik olarak çalışmalarında, insan deneyimlerinin gizemlerini yakalayan, neredeyse dünya dışı bir bilgeliğin izleri keşfedilebilirdi.

Strand’in bireyi ve/veya grubu, yer ve tarihin birlikteliğini, hayatın zaferlerini ve tuzaklarını anlatan portrelerinde, hem fotografçı hem de konusu kendilik bilincinden sıyrılmış, ayrılmış ve yaşanılan anın ötesine geçmişti. Böylece Strand, portrelerde her zaman yüzeysel kimliğin dışına çıkmıştı.

Portrelerinin ikonografik doğası, manzara, köy ve hatta makine biçimleriyle çalışmalarında da etkisini sürdürdü. Bunlar Strand’in ‘dinamik gerçekçilik’ dediği tutkuyla çınlar ve hem onun hem de tüm insanlığın eski zamanlardan beraberinde getirdiği iyi yönde değiştirmeye ve insanların özgürlüğündeki artışa yönelik inanç vücuda gelirdi. Bu imajlar hiçbir sonuç sunmayıp; bunun yerine evrensel olarak nadiren tecrübe edilebilecek bir zerafet duygusunu içinde barındırırdı.

“Sanatçının dünyası sınırsızdır. O dünya yaşadığı yerden çok uzak bir yerde ya da birkaç adım ötede bulunabilir. Dünyası daima kapı önü merdivenindedir.”

Kaynaklar
http://www.masters-of-photography.com/S/strand/strand_articles1.html
http://www.masters-of-photography.com/S/strand/strand_articles2.html

 

biz kimiz - seminerler - geziler - etkinlikler - atölyeler - galeri - linkler

Bütün hakları saklıdır. Copyright 2002 - FOTOTREK

Tasarım ve Uygulama -  Fikirkutusu.com