FotoTrek Seminerleri            
             
FOTOTREK
FOTOGRAF MERKEZİ

İstiklal Caddesi
Mısır Apt. No : 311 K. 1 D.3
 Beyoğlu - İstanbul

0.212.251 90 14
0.212.245 78 57
fototrek@fototrek.com

fototrek@fototrek.com
 
 
 
 Fototrek E-posta Listesi
Listemize kaydolmak için e-posta adresinizi lütfen aşağıdaki boşluğa yazınız
 
 




 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 






 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 





 

 

 

 

 

 





 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 











 

 

  Özcan YURDALAN ile SURİYE SEYAHATİ
27 Eylül 2008 - 5 Ekim 2008
     
 

" Birden sorularım aptalca geldi , sorduğuma pişman oldum ve
 anlatmaya karar verdim. Tam o sırada kuşandığı çulun cep gibi
 duran kıvrımına sıkıştırdığı yetmişlik arak şişesini gördüm.
 Etiketinde markası yazıyordu : El Hayat. Ucuz bir markaydı.

 Esas hayatın başlıca marifeti, bütün soruların cevaplarından çok,
 bütün cevapların sorularını beleş dağıtmasıydı. Lakin herkes
 cevapların peşine düştüğü için sorulara iltifat eden pek kalmamıştı.
 Gölge beden, suret aslına, yankı söze, söz bağlamına ihanet edip
 gitmişti. Zaman bu zamandı. ABD, Suriye'yi tehdit ediyordu. Bölge
 huzursuzdu, biz endişeliydik.



Asi nehri kıyısında büyük, ama gerçekten çok büyük su dolapları
 var : naureler. Bunlar ahşaptan yapılmış ve öyle inşa edilmiş ki, her
 parçası bir diğerine yaslanarak mükemmel bir çark çıkarmışlar
 ortaya. Bu çarkı döndüren suların sesi, akıp giden zamanın
 yankısını andırıyor. Şairin mısrasındaki naure ise bir dilberi ...

 Suriye'deki farklı kültürlerin arasında, ilginç coğrafyalarda, kadim
 kentlerde, tarihin öncesinde ve sonrasında yaptığım yolculukların
 hikayesini, yaşadığım masalları anlatırken o ilk cümlenin
 peşindeyim. Yalın bir cümle. Kısaca, El Hayat gibi bir şey ..."

 
 Naure Çarkı, Özcan YURDALAN (Agora Kitaplığı)

Gezmek, günümüz insanının yaşamında önemli bir yer tutuyor. Uzun
 ya da kısa yolculuklar, sadece modern zamanlara özgü bir etkinlik
 değil, eski çağlardan beri "gezmek", "gitmek" hep önemini korumuş. 
 Hangi nedenle olursa olsun, merak, dinlenme, tanık olma, bilme,
 keşfetme, macera, para kazanma ya da
sadece gitmek, yollarda
 olmak için gitmek...


 Bu bayram tatilinde yakın komşu ülke Suriye'ye Özcan
 YURDALAN ile birlikte bir seyahat düzenliyoruz.


 Bu gezi programı TİTUS TURİZM SEYAHAT ACENTASI  işbirliği ile gerçekleştirilmektedir.

 


   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GEZİ TARİHİ:  27 EYLÜL - 5 EKİM 2008



GEZİ
  ÜCRETİ  :
KREDİ KARTI İLE ÖDEMELERDE  1.250 YTL
NAKİT ÖDEMELERDE  indirimli  ! .................. 1.150 YTL
ÜYELİK KARTI sahipleri için 1.050 YTL !!!


* Fiyatlar iki kişilik odada kişi başı fiyatıdır.

Ücrete dahil olanlar : 7 Gece konaklama, 7 sabah kahvaltısı, ulaşım (Antakya'dan Antakya'ya), rehberlik hizmetleri, çeşitli ikramlar
Ücrete dahil olmayanlar : Antakya'ya gidiş ve Antakya'dan dönüş ulaşımı, öğlen ve akşam yemekleri, vize, müze ve ören giriş yeri ücretleri, kişisel harcamalar

KONAKLAMA : 2 gece Halep (Mirage Hotel), 3 gece Şam (Cristopher Hotel), 2 gece Palmyra (Tetra Paylon Hotel)
ULAŞIM : TITUS Turizm'in Suriye yolculuklarında sürekli olarak kullandığı ISUZU Turkuaz midibüs.
REHBER : Özcan YURDALAN
GEZİ PROGRAMI : Halep, Hama, Homs, Şam, Maa'lula, Seydnaya, Quinetra, Busra, Palmyra, Rasafeh, Cabir Kalesi, Halep
Önemli Not !!! Gezi programımız Antakya Otogarı'nda başlar ve yine aynı noktada biter. Katılımcıların Antakya'ya gidiş ve Antakya'dan dönüş organizasyonlarını kendilerinin yapmaları gerekmektedir.

GEZİ PROGRAMI  :

27 Eylül 2008 Cumartesi

 Tüm katılımcılar Antakya Otog
arı'nda bir araya gelecekler ve burada
 rehberimiz Özcan YURDALAN ile buluşarak 9 günlük seyahatimizi
 gerçekleştireceğimiz aracımıza yerleşecekler.
 Cilvegözü Sınır Kapısı'na kısa bir yolculuktan sonra Suriye'ye giriş
 yapıyoruz (Bab Al Hawa Kapısı). İlk durağımız Suriye'nin ikinci büyük
 kenti, pek çok tarihçi için "Doğu'nun kraliçesi" olan HALEP.

 Halep Çarşısı sizi hiç üzmez, şaşırtmaz, yormaz, yolunuzu
 kaybettirmez, her aradığınızı elinizle koymuş gibi bulursunuz,
 üstüne üstlük ihtiyacınız olmayan ne kadar eşya varsa satın alır,
 eliniz kolunuz dolu yollanırsını
z eve.

Çarşı, eski kentin surlarındaki Antakya kapısından başlar. Ben
 güneyin Arap - Acem - Türk esinli yerel çarşılarını az çok bilirim.
 Urfa, Halep, Marakeş  ve Tebriz'in "suk"ları, "bedesten"leri ya da
 "bazar"ları, adına ne derseniz deyin, bu çarşılarda dolanmayı
 severim. İçlerinde en güzeli hangisi derseniz, cevabı bulamam
 hepsini yan yana dizerim ...
 (Naure Çarkı S. 40, Özcan YURDALAN - Agora Kitaplığı)

 
Kısa bir keşif turu ve ilk akşam yemeğimizin ardından otelimizde
 dinlenmeye çekiliyoruz.

 Konaklama : Mirage Hotel


28 Eylül 2008 Pazar
 Emevi Camisi'nin dört kapısından üçü Halep Çarşısı'na açılır.
 Girdiğim kapıdan dışarıya, kör hafızların arasından geçerek
 çıktıktan sonra sabun pazarından tekrar çarşıya girdim.
 Sesi ve kokusu aynı anda geldi. Seyyar mırracı altında köz bulunan
 uzun saplı kıvrık gagalı kahve cezvesini sallayarak, elindeki
 kulpsuz porselen fincanları şıngırdatarak iştah açıyor, müşteri
 kızıştırıyordu. Bu seyyarın kahvesi her zaman güzel olur. Bir
 cezveye bir fişek kakule eklemekle kalmaz, bir fiske de Hint cevizi
 rendeler. Kahve kokusunun genizde dolaşarak burun kanalına
 yükselmesi ve damakta kalıcı bir tat bırakması bundandır...
 (Naure Çarkı S. 43, Özcan YURDALAN - Agora Kitaplığı)

Tüm gün Halep'teyiz. Bab el Ferec, El Jdeide Mahallesi, Halep Çarşısı, 
 Halawiye Medresesi, Ulu Cami (Emevi Cami), Halep Kalesi bugün
 gezeceğimiz yerler arasındaki önemli duraklar.

 Konaklama : Mirage Hotel

 

 

 





29 Eylül 2008 Pazartesi
 
Kahvaltının ardından yeniden yollara düşüyoruz. Hedefimiz Şam.
 Ama yol üzerindeki Hama ve Homs kentlerinin de önemli noktalarına
 uğrayarak ilerliyoruz.
 İlk durağımız Naure Çarkları ile ünlü Hama ...

 
Bu on yedi naure, yani Hama'dakiler, Memlukler ile Osmanlılar'dan
 kalma. Binlerce yılda geliştirilen sistem, hiç enerji kullanmadan
 doğanın kendi gücüyle çalışıyor. Büyük hazneleriyle nehirden
 aldıkları suyu, hemen yanlarındaki zarif su kemerlerine aktarıyorlar.
 Bu kemerler, şehir içinde camilere ve merkezi çeşmelere gidiyor.
 Şehir dışındaysa çok daha karmaşık bir ağ oluşturarak tarlaları suluyor.Bir zamanlar tabii, şimdi mikropları kırılsın diye ilaç katılmış sular plastik borulardan motopomplarla  evlerdeki musluklara kadar ulaşıyor.

Artık seyirlik çalışan naurelerden yan yana dönen dördünün yanına
 gitmek için şehir merkezinden bir çeyrek yürümek gerek. Biçriyat'ın
 dört nauresi denir onlara. Bu havali yaz mevsiminde çok şenlikli
 olur. Çay bahçeleri istiap haddini zorlarken, nehirdeki çocuklar
 naurenin bir dalına tutunur, etrafa sular saçarak dönme dolap gibi
 en yukarı kadar çıkarlar. Tam alçalmaya başlarken kendilerini
 nehre bırakır, seyredenler arasında bu manzaraya alışkın
 olmayanların çığlıkları arasında suya düşerler. Ne düştükleri yerden
 ne de çığlığın geldiği ağızdan bir ses işitilmiştir. Bir naure'nin yanı
 başında kulak verilecek tek ses onun sesi, seyredilecek tek görüntü
 onun suya girip çıkan kollarıdır...
 (Naure Çarkı S. 110, Özcan YURDALAN - Agora Kitaplığı)

Naurelerden ayrıldıktan sonra Şam'dan önceki durağımız Homs.
 Çarşıdaki kısa turumuz ve Halid Bin Velid Camisi'ne uğradıktan sonra
 yolculuğumuza devam ediyor ve Suriye'nin başkenti Şam'a
 ulaşıyoruz.

 
Konaklama : Şam Cristopher Hotel
 

 




30 Eylül 2008 Salı
 Şam gibi adı efsanelerle anılan kentlerin başı hep dumanlı olur. O
 dumanları aralayıp şöyle bir bakabilmek için tarihin kitaplardaki
 kuru akışına da başvurmak gerekebilir. Nitekim şimdi
 bulunduğumuz yer öyle bir yerdir. Rakamlara başvuru makamı.

 Aşağıda vereceğim rakamları ister alt alta yazıp toplayın, ister
 birbiriyle çarpıp ortalamasını alın, isterseniz zamanın akışındaki
 öncelik ve sonralıklar karışmasın diye düşülmüş notlar farz edip
 anlayışla karşılayın, bildiğinizi yapın, ancak şehrin bu tarihsel
 dizgesinden de mahrum kalmayın istedim, bunu bilin. Günün
 birinde biri çıkar da Şam'ın hikayesini rakamlar ve tanımlardan uzak biçimde, devletleri, ilahları, imparatorlukları, sultanları, kralları bir tarafa bırakarak anlatırsa, insanların, bitkilerin ve hayvanların bu coğrafyadaki gizlenmiş maceralarını faş ederse, siz o zaman orta yere nasıl bir heyecan ateşi düşer, şu yalnız gezegen nasıl umut tazeler o zaman görün ...
(Naure Çarkı S. 133- 134, Özcan YURDALAN - Agora Kitaplığı)

Tüm gün Şam'dayız. Hicaz İstasyonu, Emevi Cami, Rukayye Türbesi,
 çarşılar, Süleymaniye Tekkesi, Hamidiye Çarşısı, şehrin kapıları önemli
 duraklarımız. Gün boyunca Şam'ın keyfini çıkaracağız. Dondurmacı
 Bektaş'tan meşhur dondurmasını tadacak, masalcı Ebu Şadi'den
 akşamın son saatlerinde kahve eşliğinde masal dinleyecek, Emevi
 Cami'nde gece fotografları peşinde koşacağız.
 
 
Konaklama : Şam Cristopher Hotel





1 Ekim 2008 Çarşamba

 Sabah kahvaltı sonrası başlayan yolculuğumuzla Maa'lula ve
 Seydnaya
'ya gidiyoruz. Maa'lula'da St.Tekla Kilisesi ve mağarasını
 geziyoruz. Manastırın hemen yanından başlayan kanyona giriyor ve
 kısa bir yürüyüş ve küçük bir yokuştan sonra Aziz Sergius
 Kilisesi
'ni ziyaret ediyoruz.

 





Bir kaç kat merdiven çıktıktan sonra varılan terasta Azize Tekla'nın
 mezarı bulunuyor. Kayanın geniş boşluk bırakarak gelenleri
 karşıladığı düzlükte içiçe iki mağara var. Bir köşede yukardan
 damlayan kutsal suyun biriktiği kovukta zincirle bağlı bakır bir tas
 duruyor. Bu suyun gönüllere de bedenlere de iyi geldiği söyleniyor.
 Ben bir tas içtim. Fotograf çektirenlerin arasından sıyrılıp arkadaki
 küçük mağaraya ulaşmak için biraz beklemem gerekti ...
 (Naure çarkı S. 197, Özcan YURDALAN, Agora Kitaplığı)





Daha sonra yolculuğumuz Seydnaya Manastırı'na uzanacak.

 Özen gösterilmiş merdiven tasarımları her zaman etkileyici
 olmuştur. Bunlar da öyleydi. Açılıp kapanarak, sarmal olup
 dalgalanarak yükseliyorlardı. Aşağıdan bakınca binanın neredeyse
 bütün cephesini kaplamışlardı. Birbirinden uzaklaşan basamaklar,
 tepenin dışına çıkıp gökyüzüne tırmanacakmış gibi görünüyordu.
 Yükseldikçe artan rüzgarla birlikte, kuru bir yaprak gibi oradan
 oraya savrulduğumu düşünürken Kalamun Dağları'nın tepesindeki
 manastırın cümle kapısına vardım ...
 (Naure Çarkı S. 206, Özcan YURDALAN -Agora Kitaplığı)

Akşam Şam'a dönüyoruz.
Konaklama : Şam Cristopher Hotel

2 Ekim 2008 Perşembe
 Bugün gerekli izinler alınabilirse (zaman zaman izinlerin yetişmediği
 oluyor) ilk durağımız
Golan tepelerinde yer alan savaşın izlerini
 taşıyan terkedilmiş olan
Quinetra. Daha sonra durağımız Suriye'nin
 en güneyinde gezeceğimiz yer olan Busra. Akşam Palmyra'ya
 geçiyoruz.

 Ürdün'e gidermiş gibi iyice güneye indikten sonra ana yoldan ayrılıp
 batıya doğru üç çeyrek yol alınırsa, Es Suweyda'ya varılır. Bu
 havalide Durziler yaşar. Bir çeyrek daha gidilirse Busra'ya girilir ki,
 siyah taşlarla kurulmuş esrarını koruyan bir Roma şehridir Busra.
 

Şimdi buraya Latince iki terim yerleştireceğim ki siz de aklınızda
 tutarsınız, herhangi bir Roma kentinin kalıntılarına gittiğinizde,
 birbirini dik kesen iki ana caddeye bakarak bu lafları söyler, takdir
 toplarsınız. Biri "kardo maksimus" yani ana cadde, kentin kalbinin
 attığı yer. Diğeriyse "dekamanus maksimus", ikincil cadde. Roma
 kentleri genellikle bu iki caddenin kesişmesiyle ortaya çıkan dört
 bölgeye kurulmuş. Busra'nın kardo maksimusunda ya da
 dekamanus maksimusunda gezinirken, sağdan soldan okul
 çocukları, alışverişten dönen kadınlar, pazara çıkmış seyyar
 satıcılar, işe yetişen memurlar geçer. Delikanlılar köşedeki mermer
 çeşmenin ihtişamlı sütunlarına yaslanmış sohbet etmektedir. Ara
 sokakların birinden eşeğin nallarını döşeme yolda tıngırdatarak ana caddeye çıkan köylü yakındaki tarlasına ot biçmeye gider. Busra'yı tarihi bir filmin seti haline getirmek için yapılması ger
eken tek şey, insanlara o dönemin kıyafetini giydirmektir. Bu kadarı yeter.

 

Şehir siyahtır. "Siyah" vurgusu zayıf kalır, Busra karadır. Kara bazalt
 taşıyla inşa edilen şehrin isli, dumanlı bir havası vardır. Belki de
 sokaklarında dolaşan insanların hala geçmişin gölgesindeymiş gibi
 görünmeleri bu yüzdendir.

 ( Naure Çarkı S. 208 - 209, Özcan YURDALAN, Agora Kitaplığı)

 
 Konaklama: Palmyra Tetra Paylon Hotel





3 Ekim 2008 Cuma

 Bugün tüm gün Palmyra'dayız. Efsaneler ve sırlarla örülü Kraliçe
 Zenobia'nın dört bin yıllık şehri Palmyra'da
kale, Bel Tapınağı, Kule
 Mezarlar
başlıca gezeceğimiz alanlar.

 Öğlene doğru, antik kentin tam orta yerinden geçerek Palmyra'ya girdik. Sütunlu caddenin anıtsal kapısında kısa bir duraklama herkesi kendine getirdi. Güneşi örten şakacı bir bulut aniden çekilince, kumtaşıyla örülmüş her duvarı, kemeri, sütunu, kolonu, caddesi, sokakları, tiyatrosu, hamamıyla antik kent altın parıltıları saçarak beliriverdi. Yolun karşı tarafındaysa Bel Tapınağı kendi başına bir destan gibi duruyordu.

Bu toprağın insanları, Hıristiyanlıktan önce binlerce yıl başta Bel
 olmak üzere birçok ilaha ve ilaheye inanmışlar. Tapınaklar kurmuş,
 kurbanlar adamış, rahipleri ve törenleriyle kulluk görevlerini yerine
 getirdiklerine inanarak huzur içinde yaşamışlar. Palmyra sadece
 çölde yaratılan göz kamaştırıcı bir zenginliği değil, Arapların eski
 inançlarını da en çarpıcı örnekleriyle gösterdiği için ilginç. Eğer
 dilleri çözülebilse, neler anlatırdı bu kent kim bilir. Hayatın her
 rengine bulanmış, acıları ve sevinçleri, varlığı ve yokluğu, şiddeti ve
 şefkati, aşkı ve nefreti en uçlarda yaşamıştı.
 (Naure Çarkı S.123 - 124, Özcan YURDALAN, Agora Kitaplığı)


 Konaklama: Palmyra Tetra Paylon Hotel


4 Ekim 2008 Cumartesi
 Sabah kahvaltının ardından yola çıkıyoruz. Çöl yolunu kullanarak ilk
 olarak mermer taşıyla göz kamaştıran Rasafeh'e uğruyoruz. Öğleden
 sonra Esad Gölü kıyısındaki Cabir Kalesi'ni gezdikten sonra yola
 devam ediyor ve akşam yemeği için  H
alep'e ulaşıyoruz. Suriye'deki
 son akşam yemeğimizi Ebu Neves Restaurant'ta yiyor ve  geç
 saatlerde Bab El Hawa sınır kapısına ulaşıyor, gece sınırı geçiyoruz.
 Sabah erken saatte Antakya Otogarı'ndayız.





Fotograflar : Cenk GENÇDİŞ


REHBER : ÖZCAN YURDALAN : Fotografçı / yazar. AFSAD ve Fotograf Vakfı kurucu üyesi. World Press Photo Türkiye Kreatif Direktörü.  “Fas’ta Yolculuk”, “Sarı Otobüs 1 İran Ahşap Fanus”, “Sarı Otobüs 2 Pakistan Mavi Çöl”, “Sarı Otobüs 3 Hindistan Namaste”, "Sarı Otobüs 4 Nepal Sagarmatha Eteklerinde", "Belgesel Fotograf ve Foto Röportaj" kitapları yayınlandı. TRT’ye belgesel senaryoları yazdı. “Lice”, “Yaşamak -1 Deprem Değil Beni Vuran  -Muradiye”, “Yaşamak - 2 Selam Yaratana – Grev”, “Heraklea’nın Yüzleri”, “Özcan Yurdalan Fotoğraf Sergisi”, “Asya”, “Bir Fırat Öyküsü”, “Sözümüz GAP üstüne”, “Bağdat – Babil - Kerbela Şubat 2003” isimli kişisel ve karma sergiler gerçekleştirdi. İran, Pakistan, Hindistan, Nepal, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Sibirya, Moğolistan, Fas, Mısır, Suriye, Irak, Yunanistan, İtalya, Avusturya, Almanya, Japonya, Hollanda, Ürdün, Lübnan, Bangladeş, Ermenistan, Gürcistan, Çin ülkelerine seyahatler yaptı.
Özcan YURDALAN'ın SEKA DİRENİŞİ isimli Foto Röportaj çalışması için tıklayınız  ...


biz kimiz - seminerler - geziler - etkinlikler - atölyeler - galeri - linkler

Bütün hakları saklıdır. Copyright 2002 - FOTOTREK

Tasarım ve Uygulama -  Fikirkutusu.com