FOTOTREK
FOTOGRAF
MERKEZİ |
İstiklal Caddesi
Mısır Apt. No : 311 K. 1 D.3
Beyoğlu - İstanbul |
|
0.212.251 90 14 0.212.245 78 57 |
|
fototrek@fototrek.com |
| |
| |
|
|
| |
| |
|
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| |
Burada göreceğiniz fotografların bütün hakları fotografçıya ait olup,
izinsiz kullanılmaması rica olunur.
Çalışmaların
izinsiz olarak kullanılması durumunda 5846 sayılı Fikir ve
Sanat Eserleri Kanunu’na dayanarak, hukuki yola başvuracağımızı
hatırlatırız.
|
|
Bir Cumartesi günü
sabahın ilk ışıklarıyla Veliefendi’deyiz... Veliefendi’de sabah
antrenmanına yetişmek için geldiğimiz bu saatte İstanbul hala
rölantide bekliyor. Kargalar...Onlar hala alarmlarını 10 dakikaya
ileriye ayarlayıp tekrardan uykuya yatıyor...Kapının önünde dururken
düşünüyorum içerisi ne kadar hareketli olabilir ki diye bu
saatte...Ama turnikelerden geçtiğimiz anda buranın enerjisi kendine
doğru çekmeye başlıyor.
Kaygılarım boşuna imiş...Veliefendi’de gün başlayalı çok olmuş. Atlar
seyisleri üstlerinde büyükçe bir kumluk alanda yavaş tempoda
yürüyorlar. Tam o kadar da geç kalmamışız derken karşıdan ancak
dörtnala giden bir atın çıkarabileceği sesler geliyor. Antrenman için
hazırlanmış kum pistte ısınma turlarını geçen atlar koşuyorlar. Yaşar
Kemal’in İnce Memed’i geliyor aklıma İnce Memed kadar efsane olmuş
‘Yağız Atı’ geliyor. Esaslı bir Arap dörtnala koşarken izlemenin
verdiği keyfi daha önce İnce Memed de Yaşar Kemal’in İnce Memed’in
atını tasvir edişini okurken almıştım. Veliefendi’den Toroslara,Çukurova’ya
doğru giderken güvenlik görevlisinin uyarısı ile uyanıyorum. Piste
çok fazla yaklaştığım için uyarılmıştım. Haklıydılar da. Malum bu asil
hayvanlar bir yandan cesaretin simgelerinden biri iken bir yandan da
çok narin hayvanlardı. Atları özel yapan da buydu sanırım. Atların bu
narinliğine at yarışlarının hileye hurdaya çok müsait oluşu katılınca
güvenlik önlemi olarak burada oturtulmuş katı düzen attımız her adımda
arkamızdan geliyor. Atları seyretmenin keyfinin yanında atları
hayatının orta yerine koymuş Veliefendi Hipodromu’nun emektarlarını
dinlemek bambaşka bir keyif....
‘Selamün Aleyküm Üstad’’ ‘Ve Aleyküm Selam’ Diye başlayan sohbetler
atlar üzerine,ganyan üzerine,boynumda asılı duran fotoğraf makinası
üzerine, benim okulum onun işi üzerine uzayıp gidiyor. Bir sigara
yakılıyor. Dertlenmeler başlıyor.
‘Antrenörlük de zor seyislik de...At, yarışı kazanırsa jokeyle
kazanır, kaybederse antrenörle seyisle kaybeder’ Buna benzer
yakınmalardan sonra genelde gelen cümle ise şu ‘’Atlarla çalışmanın
keyfi başka ama yeğen’’
Antrenmanlar bitip de atlar ahırlarına doğru çekilirken onların
gittiği yoldan olmasa da onların arkasından biz de ahırlara doğru
gidiyoruz. Ahırlar kısmı Veliefendi’nin görünen yüzünden çok farklı
olsa da, günümüz dünyasının geriye kalan kısmıyla uyuşuyor. Kapitalizm
burada da tüm araçları ile hazır bulunuyor. Emek ve sermaye
çelişkisinin insanın gözüne sokulduğu yerlerden burası da...Hem de en
acımasız haliyle. Seyisler, neredeyse karın tokluğuna çalışıyorlar.
Ahırların hemen üst katlarında yer alan odalarda birkaç kişi birarada
kalıyorlar. Dışarıdan tamamen izole bir şekilde hayatları Veliefendi
Hipodromunun ahırlar kısmında geçiyor. ‘ Ağabey burası Küçük
Diyarbakır’ diyor tütünü sararken bakıcılardan biri.. Devamında ki bol
‘memleket neresi Gardaş’lı sohbetler de destekliyor bu
önermeyi...Neredeyse hepsi Diyarbakır’dan gelmiş seyislerin
Veliefendi’ye, hayvancılıktan kaçıp taşı, toprağı altın sanılan
İstanbul’da yine tezekle, samanla karşı karşıya kalmışlar.Tek
tesellileri ise atların güzelliği... ‘Gel abi gel şu bizim atı bir çek
hele şunun güzelliğine bir bak’
Muhabbet o kadar koyulaşmıştı ki onlar ‘çek’ demese neredeyse fotoğraf
makinamın varlığını unutacaktım...Önemli de değildi zaten ben buraya
bir daha gelmezsem işimi yarıda bıraktığım hissine kapılacaktım o
yüzden hiç tasalanmadım insanlarla arama fotoğraf makinasını
sokmadığım için...
Ahırlar kısmından ayrılmak zor olsa da zamanın kısıtlı olduğunu da
gözönünde bulundurmak gerekiyordu. Zira burada bu belli başlı yerler
dışında gezinmek üstüne üstlük fotoğraf çekmek için izin alınabilen
süre çok da uzun değildi. Veliefendinin de devasa bir kompleks olduğu
düşünülürse bana tekrar gelmek üzere bu bölümden ayrılmak düşüyordu.
Ahırlardan uzaklaştıkça Veliefendi’nin aydınlık tarafına yaklaşıyor
gibi hissediyordum. Sıradaki durak ‘Apranti Okulu’ idi. Aprantiler
için jokey adayı ufaklıklar demek yerinde olacaktır. Apranti okulunun
en dikkat çekici unsuru ise ‘mekanik At’tı denebilir. Bu demirden atın
üzerinde jokey adayları bir yarışta atın üzerinde nasıl duracaklarını
farklı hızlarda deneyebiliyorlar. Uygulama açısından çok önemli bir
unsur olsa da çalışırken çıkarttğı demir sesleri atların dörtnala
koşarken çıkarttığı seslerden bir hayli uzak... Yine de binmek keyifli
olabilirdi. Yaşımız biraz geçti aprantilik için ama ‘bir kereden bişey
olmaz’ cümlesini kurmak içimden geçmedi değil...
İlk gün için yapılabilecek şeyler bunlarla sınırlıydı çünkü
Veliefendi’de neredeyse bizden ve çalışanardan başka kimse yoktu.
Ertesi gün koşulacak yarışın yaratacağı fırtınanın sessizliği imiş
bu...
Ve yarış günü...
Bir önceki gün fotoğrafını çektiğimiz atlar bugün süslenmiş püslenmiş
vaziyette padokta yarışseverlerin huzuruna çıkıyordu. Hemen hemen
hemen herkes bir elinde altılı kuponu, bir elinde birbirini hiç
tutmayan tüyolarla dolu yarış mecmualarıyla bir gözleri atlarda
düşünüyorlardı.
‘Ulan bu eşşek be’, ‘Bu at yarışı kesin götürür’ sık sık kulağıma
gelen cümlelerdi.
Yarış gününde kimden altılı ganyan hakkında bilgi almak istediysem
hepsi bana tüyo verdi. Kendini bu konuda uzman ilan etmeyen birine
rastlasaydım onun verdiği tüyolarla at yarışı oynabilirdim. Oradaki
heyecanı görünce ister istemez kendine çekiyor. Zaten her taraf altılı
kuponu dolu. Bazıları yarı oynanmış... Gerçi lafım yok gerçekten
uzmanlık isteyen bir mevzu ama kendini uzman ilan edenlerin sıcak yaz
gününde Ege sahillerinde bir yerde beş yıldızlı bir otelde olmaları
gerekirken burada olmaları da bir garip sanki... Tüm yapılan
antrenmanların, hazırlıkların, kupon hazırlamak için girişilen beyin
fırtına ve egzersizlerinin son bulduğu nokta ise tabii ki yarışlar...
Yarışlar, genelde 8,9 veya 10 ayaktan oluşuyor...Son altı yarış altılı
ganyanı oluşturuyor. O yüzden ilk iki-üç yarışın o kadar da heyecanlı
olduğu söylenemez. Fakat altılının ilk yarışından önce tribünde yerler
alınıyor. Sesler açılıyor buz gibi birayla...Son 400’de rahatça
bağırıp,sövebilmek için aslında tüm bunlar sanırım.Öyleymiş de zaten
daha ilk yarışta son viraj dönülünce başlıyor küfürler, bağırışlar,
‘yürü be oğlum’ şeklindeki sevgi sözcükleri...Sonrası aynı
zaten..Altıncı yarışa gelene kadar tribünler bir hayli boşalıyor.
Kuponu yatanlar ya piknik alanına ailesinin yanına,ya içeriye bira
içmeye ya da evine kaçıyor. Ama hepsi için ortak olan birşey var. Hiç
kimse hemen içeride yarış bülteni satan büfeye uğramadan geçmiyor.
Umut fakirin ekmeği denebilse de bunu adrenalin ihtiyacı olarak
tanımlamak da mümkün görünüyor. Biz yine de altıncı yarışın sonuna
kadar izlemede kalıyoruz. Çünkü her son 400 metre,300 metre,200
metre,100 metre ve finiş bizimi içinde büyük bir heyecan oluyor. Arap
ve İngiliz taylarının nallarının yere vurduğu anlardaki sesler de
heyecanımızı ikiye katlıyor. Üstlerine giydirdikleri rengarenk
kıyafetleri ve yine üzerilerindeki jokeyleri gözardı edersek savaş
meydanında düşmanın üstüne giden atları andırıyorlar finişe
yaklaşırken... Altıncı yarışın finişi görüldükten sonra duyulan
küfürlerin desibeli yükseliyor ve sevinç nidalarının da... Sonra her
şey bir gün önceki haline dönmek için hazırlanmaya başlıyor. Hem
atlar, hem atların insanları hem de ganyancılar...
Veliefendi’de ki iki günün sonunda yavaş yavaş dışarıya süzülürken
kulağımıza gelen sesler pek de içaçıcı değil...Altılı tutturanlar
zaten gişede parasını almayı beklerken, tutturamayanlar bahçede sinir
harbi geçirmekte...Koltuklarının altında yarış bültenleri, ceplerinde
de kuponlar....
Yazı ve fotograflar : Adnan
Onur ACAR
|
|
|

2200 Metre Çim Pist koşusunda atlar son üçyüze girerken
mücadele doruk noktasına ulaşıyor.

Atlar sabah
antrenmanlarını bakıcıları ile yapıyor.
Seyisler ve atlar arasında ilginç bir bağ var.
Bakıcıların
azımsanmayacak bir kısmı 18 yaşın altında...
O
hırçın Arap Tayları değince seyisinin eli duruluveriyor
Hepsi ellerine geçen bu mesleğe bir fırsat gözüyle
aniden...
bakıp dizginlere sıkı sıkıya sarılıyor.

Gün ışırken, her yerde
her bekar odasında,
Apranti okulu o güzel atlara binecek yeni jokeyler
her bekar hayatında
olduğu gibi sarılıyor seyisler de
yetiştiriyor. Bir çeşit meslek Lisesi olan bu okulun eğitiminin
demliğe. Bir çay içmeden gelmez bünyeler kendine...
önemli bir ayağı Mekanik At üzerinde verilen uygulamalı
eğitim. Aynalar ise jokey adaylarının kendilerinin atın
üstündeki duruşlarını kontrol etmesi için yerleştirilmiş bu
‘oyuncak’ atın çevresine...

Antrenörler her sabah
yapılan antrenmanlarda
Jokey bineceği atın sahibi ile padokta yarış öncesi son
hazır bulunuyor. At
antrenörlüğü için hepsi ‘Zor iş’
muhabbetini yapıyor kendinden emin bir ifadeyle...
diyor. ‘At kazanırsa bu atın ve jokeyin marifetidir,
kaybederse antrenöre yüklenilir’ diyor Dursun Usta.
Ama vazgeçemiyor atlardan...

Veliefendi sadece bir
hipodromdan ibaret değil,
Veliefendi’nin tribünleri oldukça renkli...
hipodromun hemen yan
tarafında piknik alanı olarak
Türkiye’ye yakışır bir izleyici çeşitliliği mevcut...
düzenlenen ağaçlık alan rahat bir nefes almak isteyen
herkes için ideal..

Yarış bültenleri her
daim alınmaya hazır vaziyette
Kupon,kalem ve yarış bülteni bir yarışseverin ıssız
bekliyor. Olur ya, belki de zenginliğin anahtarının
bir adaya düştüğünde yanına alacağı üç şey...
yeri içlerinde bir yerde yazıyordur.

İnce iş, üzerine
düşünmek lazım...Gün ışığını
Jokeyler, atlarına padokta biniyorlar ve oradan yarış alanına
kullanmak da fayda
getirebilir, karanlık talihin
gidiyorlar.
aydınlanması için...

Bir anda onlarca
kişinin karşısına çıkan atların
Son 400’e girilirken dönülen viraj çok önemli...
huysuzlanıp ortalığı
dağıtması an meselesi...
Dananın kuyruğunun koptuğu yer denebilir.
O kadar naz olur.

Atlar finişe
yaklaşırken, şimdi kanatlarını çıkartacak
Finiş çizgisinde atlar artık ayaklarına gerek duymuyorlar...
diye düşünüyorsunuz...

Veliefendi’de finiş
demek yeni yarış gününün
Her yarış bittikten sonra elini suratıan kapatmış, içinden
başlangıcı
demek...Kuponlar da bu yeni başlangıcın
küfürle
savuran yarışseverlere rastlmak mümkün. Zira bu
anahtarları...
talihin çok
sayıda eve uğradığı söylenemez...
Yazı ve fotograflar : Adnan
Onur ACAR |
|
|
|
|
|
|