| |





 |
|
“Sokağa gözümün eğitimi ve gözün açlık duyduğu gıda için çıkıyorum;
benim gözüm aç.”
Walker Evans, 3 Kasım 1903’te ABD’nin ortabatısındaki St. Louis
kentinde varlıklı sayılabilecek bir ailenin çocuğu olarak dünyaya
geldi. Bundan kısa bir süre sonra reklamcılık yapan babasının yeni işi
sebebiyle aile, Evans’ın onaltı yaşına kadar kalacağı Chicago’ya
taşındı. 1919’da babasının komşusuyla evlenmek üzere annesinden
boşanmasıyla aile dağıldı ve Evans bir yatılı okula gitmek zorunda
kaldı. Üniversite öğrenimi için Yale’e yaptığı başvurusu reddedilince
Williams College’a girdi ancak ilk yılını bitirince okuldan ayrılarak
New York’a gitti. Bu dönemde en önemli uğraşı edebiyat olan Evans,
kentin halk kütüphanesinde çalışarak, vaktini okuma ve yazmayla
geçirmeye başladı. Eliot, Pound, Joyce ve Hemingway en etkilendiği
edebiyatçılardı.
Yazar olma hevesiyle 1926’da Paris’e giden Evans, Sorbonne
Üniversitesi’nin edebiyat derslerine girdi, özellikle Flaubert ve
Baudelaire üzerinde yoğunlaştı. Ancak ertesi yıl iyi bir yazar
olamayacağını anlayıp, hayal kırıklığı içinde New York’a geri döndü.
1928’de, daha önce bir hobi olarak başladığı fotografa ciddi anlamda
eğilmeye karar verdi. Bu dönemde tanıştığı arkadaşları da onu bu
konuda desteklediler. Alman yazar ve fotografçı Paul Grotz ona bir
Leica hediye etti ve bu Leica Evans’ın gerçek anlamdaki fotografçılık
yaşamının ilk makinesi oldu. Ayrıca fotografçı Berenice Abbott’la
tanışması onun fotografa olan ilgisini arttırdı. Abbott, Evans’ı
Eugène Atget’nin eserleriyle tanıştırdı ve genç Evans Atget’den çok
etkilendi. Aynı dönemde Evans, ünlü fotografçı Alfred Stieglitz’le de
tanışma fırsatını buldu. Onun tarzından etkilenmesine karşın,
Stieglitz’in öznel ve estetikleştiren tarzına karşı çıktı ve ilerleyen
yıllarda bunun tam tersi yönde kendi belgesel fotograf tarzını
yarattı.
Bu arada yazar arkadaşı Hart Crane, yeni kitabı The Bridge için
çiçeği burnunda fotografçıdan Brooklyn köprüsünün fotograflarını
çekmesini istedi ve bu fotografların üçü Crane’in kitabında
kullanıldı. Böylece Evans profesyonel fotografa adım atmış oldu.
İlerleyen yıllarda daha çok mimari tarzlar üzerinde yoğunlaşan Evans,
çoğunlukla sokağa çıkıp etrafı görüntülemeye başladı. 1930 yılında
arkadaşı Lincoln Kirstein, bir kitap projesi için onu New England’a
yolladı. Burada Evans, Victoria dönemi mimarisi konulu bir çalışma
yaptı ve ilk defa geniş formatlı makine kullanmaya başladı. İlk
sergisini 1932 yılında açan Evans, ardından Carleton Beals’ın The
Crime of Cuba adlı kitabına basılmak üzere fotograf çekmek için
Küba’ya gitti. Buradaki üç haftalık çalışması Evans’ın kişisel
üslubunu sağlamlaştırdı. Kirstein’la beraber yaptığı çalışma 1933’te
New York Modern Sanat Müzesi’nde sergilenince, bu yazarla başka üç
kitabında daha çalıştı ve bu fotografları Hound & Horn
gazetesinde yayımlandı.
Evans 1935’te üç yeni projeye başladı. Bunlardan ilkini New York
Modern Sanat Müzesi’nin teklifini kabul etmesiyle gerçekleştirdi.
Afrika sanatını incelemek üzere yaptığı bu çalışma, müzenin African
Negro Art sergisinde gösterildi. Bundan sonra Mississippi
etrafındaki plantasyon evlerini görüntülemek amacıyla güneye yöneldi.
Aynı yıl, daha sonra Farm Security Administration (FSA) adını
alacak olan Devlet İskân Müdürlüğü ile yaptığı anlaşma çerçevesinde bu
kurum için çalışmaya başladı ve dört yıl boyunca ABD’nin kırsal
kesimindeki yaşamı görüntüledi. Çoğunlukla köylü ve çiftçileri konu
ettiği fotograflarıyla ekonomik buhranın kırsal halk üzerindeki
etkisini gözler önüne serdi. Ertesi yıl FSA’dan bağımsız olarak, yazar
James Agee ile Fortune dergisi için bir projeye başladı. İkili
Alabama’da çiftçi ailelerle beraber iki ay geçirdi ve ortaya Evans’ın
1941’de yayımlanan Let Us Now Praise Famous Men adlı albümü
çıktı.
1938’de metro yolcularının gizli portrelerini çeken Evans, böylelikle
kontrollü kadraj ve ışıklandırmadan uzaklaşarak, anı en saf biçimiyle
yakalamanın peşine düştü. 1943-44 arasında Time’da yazarlık
yaptıktan sonra Fortune’da sürekli olarak çalışmaya başladı.
1965’e kadar bu dergide fotografçılık, yazarlık ve editörlük gibi
çeşitli görevler üstlenen Evans, bu dönemde bir çok çalışmaya imza
attı. Bu dönemde SX-70 Polaroid ile çok sayıda fotograf çekti ve bu
teknikle dahi sanat yapılabileceğini gösterdi. 1965’te Yale
Üniversitesi’nin grafik tasarı bölümünde profesör oldu ve on yıl sonra
New Haven’da ölene kadar bu görevini sürdürdü.
Profesyonel yaşamı boyunca bir çok ödül almış olan Walker Evans,
günümüzde 1930’ların Amerikan belgesel fotografçılığının gelişmesinde
rol oynamış en önemli isimlerinden biri olarak kabul edilmekte.
Çalışmalarındaki özgün tarzıyla Amerikan toplumunun gerçeklerini
dürüst bir biçimde karesine taşımayı başarmıştır. Özellikle ekonomik
buhranın kurbanlarını görüntülerken taviz vermediği gerçekçiliği,
Evans’ın inandığı önemli bir ilkeydi. Baudelaire gibi o da sanatçının
görevinin en acı gerçeklerle yüz yüze gelmek ve bunları dünyanın geri
kalanına duyurmak olduğuna inanıyordu. Evans’ın cepheden detaylı insan
tasvirleri ve Amerikan şehir yaşamının suni objelerini görüntülemesi,
kendisinden sonra başka bir çok fotografçıyı etkiledi. Robert Frank ve
Gary Winogrand gibi fotografçılar onun izinden ilerlediler.
|
|