Hipodrom denildiğinde akla önce yarış gelir; startla birlikte yükselen heyecan, son metrelerdeki mücadele ve finiş çizgisinde belirlenen sonuç… Oysa pistte yaşananlar, birkaç dakikalık bir koşunun çok ötesindedir. Yarış günü; uzun bir hazırlık sürecinin, disiplinli çalışmanın ve ortak emeğin görünür olduğu zamandır.
“Dörtnala “ fotoğraf çalışması, Veliefendi Hipodromu’nda bir yarış gününün farklı anlarına odaklanmaktadır. Tribünlerde heyecanla yarışı takip edenler ve kuponlarını umuda bağlayanlar; padokta yarış öncesinin sessiz ama heyecanlı bekleyişini paylaşan at sahipleri, jokeyler ve seyisler; pisti her koşuya hazırlayan bakım görevlileri ve çalışanlar… Her biri, aynı günün ve aynı hikâyenin vazgeçilmez bir parçasıdır.
Starting box’ın kapıları açıldığında ,tribündeki sessizlik yerini coşkuya bırakır; jokeyler aylar süren hazırlığın karşılığını vermeye çalışırken, at sahipleri nefeslerini tutarak finişi bekler. O birkaç dakika, pistte bulunan herkes için farklı bir anlam taşır.
Fotoğraflar, yarışın sonucundan çok o günün atmosferine odaklanmaktadır. Bekleyişleri, hazırlıkları, yarışın temposunu ve finişin ardından yaşanan ilk anları… Çünkü hipodromu yalnızca kazananlar değil, görünür ya da görünmeyen emeğiyle bu büyük organizasyonun parçası olan herkes var etmektedir.
Veliefendi, yalnızca yarışların düzenlendiği bir pist değil; emeğin, disiplinin, deneyimin ve tutkunun her yarışta yeniden buluştuğu yaşayan bir alan… Burada insan ile at arasında kurulan güven, çoğu zaman sözcüklere ihtiyaç duymadan hissedilir.
Belki de bu yüzden hipodromun gerçek hikâyesi finiş çizgisinde sona ermez, bir yarış biterken, bir sonraki için hazırlık çoktan başlamış olur.
Çünkü bu pistte sadece atlar dörtnala koşmaz; UMUT da onlarla birlikte koşar…
Seyisin emeği, jokeyin cesareti, at sahibinin beklentisi, tribündeki izleyicinin heyecanı ve ,nice görünmeyen çaba aynı finiş çizgisine doğru ilerler. Belki de hipodromun en büyük yarışı budur.










































































